Pazartesi, Mayıs 29, 2006

Sapanca Saparınca...


Tesadüfler kraliçesiyim ya, boşuna diil herhalde, ailemin Bayramoğlu'nda yazlığı varken, lisedeki en samimi arkadaşlarımın da yazlıkları Bayramoğlu'ndaydı. Şimdi ailem Sapanca'da yazları, en samimi Rotaract arkadaşlarımın evleri de öyle... Dolayısıyla son son Sapanca'da Çağrılarla çok eğlenmişizdir. Hatta Sapanca Saparınca bir tatil oldu bu diyen Çağrı'nın gözlerinden öperim :)

Bu Pazar ise Cancan'ımla ailemin yanına gittik. Ha bu kezki tesadüf şuydu, annemin çocukluk arkadaşının kızı Ece'nin nişanlısı, Can'ın eskilerden iş arkadaşı çıktı. Dolayısıyla tesadüften şok olmuş bir dörtlü olarak tuttuk Sapanca'nın yolunu.

Sıcaktan ve kalabalıktan sıkılınca biz gençler, keşfe çıkmaya karar verdik, göl kenarına gidelim deyyu. Gittik de... Ama yolda asfalta yapışıyorduk sıcaktan. Asfalt ağladı be!

Ben Dedeman Gölevi'ni bulmaya çalışıyordum, başka biryer çıktı karşımıza, ben, aa değişmiş burası gelin bakın dedim, motorsikletli bir güruhun doldurmuş olduğu, kendin pişir kendin ye tarzı biryerle karşılaştık, göl üstünde... Şafak bağırdı aa burası orasııı.. Neresi?? Döngel Karhanesi'nde ağzımızın suları aka aka izlediğimiz sahnenin çekildiği yerr.. Aa bi baktık hakkaten öyle görünüyorr.. Bir daha gelinesi, göl üzerindeki iskelede rakı balık yapılası bir yer efenim.

Zaten Dedeman Gölevi dediğim yer de az ilerdeymiş hıh! ( Bakınız yol özürlü Melis.)

Cumartesi, Mayıs 27, 2006

Günün en güzel saatleri bunlar...




"Başağı anlatmak bu kadar olmaz. Yazılarımda hep olacaktır, hep anlatılacaktır kendisi." :
http://corneliancherry.blogspot.com/2005/11/baakmelis.html#links


O bir İstanbul aşığı. Ben bir İstanbul aşığı. Ama o daha bir İstanbul aşığı. O doktora yapıyor. O doktorayı Kanada'da yapıyor. O ülkesini, şehrini özlüyor.

Sokaklarını özlüyor, caddelerini özlüyor, havasını özlüyor, kokusunu özlüyor. İnsanlarını özlüyor. Şehrin insanları da onu özlüyor. Ben onu özlüyorum.

Geliyor. Yaz için geliyor. Yaşasın! Biliyorum.. biliyorum hissediyorum ki yoğun günler yaşanacak...

Gel diyor çıkalım yollara, tamam diyorum ver elini tünel... Ver elini Galata..."Kule seni çağırıyor"...

Elimizde Virginia Woolf'lu bir Barnes&Noble çantası, içinde kitaplar dergiler... Oturuyoruz. Başlıyoruz okumaya... Elif Şafak diyor dergi, Murathan Mungan diyor... Bizden konuşuyor, bizsel konuşuyor...
Sonra Kara Kitap'ımı çıkarıyorum. Başak da tanımalı, tanışmalı çünkü, biliyorum. Açıyorum, "Göz"ü okuyorum. Yüzüncü defa etkileniyorum. Etkleniyoruz. Ağırlaşıyoruz... O havadan çıkmak ister gibiyiz artık. Kalkıyoruz.

İstiklal Caddesi...Bizlik bir café... Rahat koltuklara konuşlanıyoruz... Ve konuşuyoruz... California, Toronto, İstanbul, fotoğraf, ödevler, iş, güç, bloglar...herşey.

Kalkıyoruz, dolaşıyoruz. Doyamadık ki sokaklara caddelere, doyamayız da... Geyik yapa yapa geziyoruz. Çok gülüyoruz. Ağır değiliz artık hafifiz. Kitapçılara giriyoruz, çıkmak bilmiyoruz. Çıkmak bilince oturuyoruz tünelin oralarda. Limonatalarımızı içerken meydana üç çocuk oturuyor. Müzik yapmaya başlıyorlar. Aralarından sarı t-shirt'lüsü dünyanın en güzel ve en içten gülümseyen insanı olmalı diyoruz. Müziğe kaptırıyoruz. Dakikalarca göz ve kulaklarımızı onlardan ayıramıyoruz. Müzikten konuşuyoruz biraz sonra. Türkü'lerden ne zaman ve neden koparıldık, uzaklaştırıldık diye söylenerek Aşık Veysel ve Erkan Oğur'a selam çakıyoruz.

Bitmiyor, doymuyoruz. Susuzluğumuzu hiçbir limonata geçirmiyor. Kalkıyoruz. Cihangir yolları taştan, İstanbul çıkardı bizi baştan diye düşünerek kendimizi Leyla diye biryerde buluyoruz. İçiyoruz şarapları, Leyla oluyoruz. Oyunlar oynamaya başlıyoruz. Bir daha belki birbirimize asla sormayacağımız veya soramayacağımız soruları soruyoruz. Bir daha belki kimseden asla alamayacağımız cevaplar alıyoruz. Biz galiba giderek daha yakın oluyoruz. Sınırları aşıyoruz. Dönüş yolunda ingilizce konuşmaya başlıyoruz. Aksan falan yapıyoruz, çok gülüyoruz.

Günün en güzel saatleriydi bunlar. Gün kaç saatti, biz kaç saattik, ne güzeldik, ne tuhaf bir gündü, geceydi, akşamdı, herşeydi... Susuzluktan ölen birinin doya doya, kana kana su içmesiydi...

Aynı günün farklı bir yorumu için buraya!

Cuma, Mayıs 26, 2006

Fazla da uzatmamak lazım


Eveet nerde kalmıştık?

Ben kurtlu olduğum için...(evet kurtluyum..ama hangimiz kurtlu diiliz ki demiş cem yılmaz :)) gitmeden önce San Jose Rotaract kulübü var mı diye araştırdım ve bulduğum bir adrese mail attım, cevap geldi, seni aramızda görmek isteriz, şu şu tarihte bir etkinliğimiz var katılır mısın diye. Zevkle dedim ve daha ikinci günüm müydü üçüncü günüm müydü ben gittim bunların etkinliğineee... International Quiz adında bir etkinlik. Benim Rotaract kız hintli çıktı. Kızı buldum oturduk bir masaya başka insanlarla tanıştım yarışmaya katıldım vs. Şimdi Rotaract'lık şöyle birşeydir. Zimbawbe'ye de gitsen ben Rotaract'ım deyince, oranın Rotaract'ları seninle ilgilenir. Benzer amaçlar güden gençler olarak dünyanın heryerinde karşılıklı bir ilgi ve arkadaşlık vardır. Fakat bizim hintli kızımız pek bir soğuktu. Ne bir soru ne birşey. Ulennn Türkiye'den geldik, direk seni bulduk heyyy diyorum içimden ama telepati yeteneği de yok :)) Orada Rotaract olmayan, etkinliğe katılan öğrencilerle daha çok sohbet ettim, hatta samimi oldum. Güzel bir gün geçirdim, iyi ki gelmişim dedim. Tam kalkarken herkese şöyle bir iyi günler diyip hintli arkadaşa doğru sarılıp öpüşmek teşekkür etmek için -ne de olsa onu bulup oraya gelmiştim- hintli kızın taş gibi durması ve beni vücut diliyle itmesi ile kısa anlı bir şok yaşayıp kalktım gittim.

Bir gıcık oldum... Bir gıcık oldum... Ebruya anlattım çıkışta, yerlere yatıyor, burda öpme sarılma yoktur diyor. Ben o hırsla kıza bir mail döşe: Sevgili bilmemkim, bu güzel gün için pek mersi ama sanırım giderken seni sarılmamla biraz rahatsız ettim, bu bizde bir Türk geleneğidir, biryerden ayrılırken arkadaşlarımızı sarılır öperiz hemi de, yani yanlış anlamayasın haaa.. dedim. Alp, okuyorsa gülüyordur, taktın taktıııın diyip durdu da :))) Kızdan cevap gecikmedi, evet biraz şaşırdım ama dediğin gibi gelenekler farklı oluyor kem küm. Hadi lennnn dedim içimden, öp de başına koy benim gibi Türk'ü hemi de Rotaract'ı. Zaten cinsel tercihlerim farklı olsaydı da seni seçmezdim hıh!! - tamam çok sinirlenmişim, abarttım :)))

Yani, herkes Amerika'da çok kibar çok saygılı yazdığımda bana post atan ve "..ama sahte" diyen sevgili arkadaşlarım. Bunu ben de gördüm zati, ona getiricem sözü. Günün nasıl geçiyor, haftasonun hazır mısın demeyi biliosun ama bir sarılıp öpmüyosun karrrdeşimm :)) Ama tabii ki gene de biz keşke hem kibar ve sakin hem de sarılıp öpüşen bi toplum olabilsek.

Bu California maceramı daha fazla uzatmayı düşünmüyorum çünkü 21 gün, hangi birini anlatayım.

Şunları listeleyerek şimdilik son veriyorum:

- Herşey çok ucuzzz.. Herşey ne mi mesela:
Converse'ler 15$
Fotoğraf Makineleri çok ucuz, buraya kıyasla yarı yarıya
I-podlar da öyle (üzgünüm çağdaşçım ama öyle, bilsem sana getirirdimm:()
Kaliteli t-shirtler, pantolonlar 5$, 10$a bulmak mümkün
Gidecekler için tavsiye mekanlar:
TJ MAXX
JC PENNEY
ROSS
HOT TOPIC


- Çok güzel iki kitabevi var. Meşhur Barnes&Noble ve Borders
Borders'ın da diğerinden aşağı kalır yanı yok, hafife almayın. Hele ki Great Mall'a giderseniz mutlaka ve mutlaka Borders'a girin çünkü o outlet bir Borders. Kitaplar çok ucuz.

-San Francisco'da mutlaka ve mutlaka Virgin !!!

- Gene San Francisco'da "Fisherman's Wharf" sahili. Orada içtiğimiz leziz clam chowder çorbaları. Bakınız foto.


- Santa Cruz, Carmel, Monterey, Davis... Özellikle Carmel leziz bir yer.

Ayh bu kadar :))

Salı, Mayıs 23, 2006

Tamam başlıyoruz


San Jose... San Francisco'ya arabayla 45 dakikalık mesafede bir şehir. Küçük, sade, sakin. Tuğbaların evleri bir site içinde. Havuzlu, spor salonlu vs... Dışardan büyük lüks gibi görünse de aslında gayet mütevazi evler, siteler içinde olduklarından böyle avantajları var.
Nisanın son günleri ama hava harika. Sıcak. Ama bunaltıcı bir sıcak yok. Sıcak rahatsız etmiyor. Bu benim için çok yeni birşey. Astım olan, nemden ve terlemekten nefret eden benim için yazı sevmek, güneşi sevmek için bir sebep adeta.
İlk iki gün, uyumak bilmiyorum. Bıdır bıdır konuşuyorum. Tuğba, bu kız böyle değildi diyor gülerek. Alp, eyvah 21 gün hep böyle konuşacak mı acaba diyor gülerek, o kadar çok konuşuyorum, o kadar aktifim ki, önümdeki tabakta yemeğim soğuyor. İki gün böyle geçiyor. Sonra jet lag nedir anlıyorum. Baygın uyuyorum.

Tuğba çalışıyor. Tuğba yoğun çalışıyor. Tuğba bir de okula gidiyor. Alp de çalışıyor. Yoğunluk diz boyu. Ama sağolsunlar beni hoş tutmak, gezdirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. İlk haftasonu alışveriş merkezlerine götürüyorlar. Bu arada ben gözlemlerime başlıyorum. Herkes ne kadar da kibar? Herkes ne kadar da iletişim halinde? Ne kadar saygılı, ne kadar tahammüllü, ne kadar ne kadar ne kadar... Alp merak ediyor, anlat diyor, gördüğün farkları anlat.

Ya bir markete giriyorsun, kapıda seni karşılayan adam merhaba nasılsınız, gününüz nasıl geçiyor? diyor.. Ben öküz öküz bakıyorum hı?? şeklinde. Kasaya geliyorum, kasayer kız nasılsınız, haftasonuna hazır mısınız, aradıklarınızı bulabildiniz mi, havalar da ısındı gibi binlerce konu açıyor güler yüzüyle. Benim öküzlük devam. Kısa kısa cümleler kurup geçiyorum.

Ya bir hamburgerciye giriyorsun, içecek için aldığın bardakla istersen reyondaki her içeceği dene, bi onu iç olmad bunu iç. Kimse seni gözlemiyo, ulen b ödemeden ikinciyi mi içiyo ne? falan diye. Sömürüye açık fakat sömürülmeyen bir alan.

Ya bir sinemaya giriyorsun, salonun kapısında seni bekleyen biletini kontrol eden kimse yok, salonlar da yanyana, istersen bir filmden çık diğerine gir. Sömürüye gayet açık fakat sömürülmeyen bir başka alan sana...

Ya mesela alışveriş merkezinin açık otoparkı var, carrefour gibi düşün, arabaların bir düzenli parkedişi var, jilet gibi. Adamın teki çıkıyor mu, kaç metre ötesindeki adam onu bekliyor yer veriyor ya. Adam kaç hamle yaparsa yapsın tahammülünden hiçbirşey kaybetmiyor. Zaten kıçkıça parkedilmediği için arabaların çıkmaları da kolay oluyor pek hamle gerektirmiyor.

Ya mesela arabasını daha önceden otoparka bırakmış bir yaya, geri mi döndü, seni arabanla yer ararken mi gördü, gelip diyor ki ben çıkıyorum beni takip edin oraya parkedin.

Ya mesela... Ben İstanbul'da ne kadar tahammülsüz, ne kadar patlamaya hazır bombalar şeklinde yaşadığımızı farkediyorum. Ne kadar kasmış, savunma mekanizmalı, ne kadar olumlu birşey beklemekten bile vazgeçmiş gündelik hayatında... Bunlar ilk gözlemlerdi... Devam ediceeeemmmm canlar :))

Gelecek topik: san jose rotaractları buluş ve hintli kızı öpüş, merak edinn bakalımm :)

Pazartesi, Mayıs 22, 2006

California Dreamin'

Perşembe oğlen Tubiş beni evden aldı ve yaklaşık 40 dakikalık bir yolculuk sonrasında San Francisco Airport'taydık. Tubişimi öptüm ve derin bir nefes çekerek elimdekilerle içeri girdim. Opff uçakta ortaya düşmüşüm. Solumda (pencere kenarında) tan sağtürk bozması bir alman, sağımda çatlak bir amerikalı kadın. Kadın beş anlatıyor iki horluyor, alemdi. Fakat tabi bir Almanın çişi gelir bir benim bir kadının derken bana uyku haram oldu. 10 saatin yarım saati uyumuşumdur en fazla.

Frankfurt'a geldiğimizde günlerden Cuma olmuştu, aah ah gitti saatler. 3,5 saat te beklemem yok mu Frankfurt'ta. Opff napıcağımı şaşırdım valla. Neyse sonunda uçağa bindim ve üç saatlik bir yolculuktan sonra anneme kavuştum. Can, annesi ve abisi de bana süpriz yapıp gelmişler, çok sevindim.

Yorgunluktan ölerek eve geldim, amacım hemen uyumak ama nerdee, aldıklarımı anneme göstereyim derken babam geldi yemeğe oturduk anlatmaya bir başladım saat 12 oldu. Hala saatlerim şaşmakta.

Anlatacak çok şey var ama şimdilik şu kadarını söyleyeyim: Dün Can ve Zeyneple Taksimdeydik de, off amma özlemişim Taksim'i, dolmuşa binmeyi, Can'ı, Zeynebii...

Hoşgeldimm

Cuma, Mayıs 12, 2006

Tatli mi Eksi mi??


Eksiyi hep sevdim. Eksi erik (tuzsuz) eksi limon (yemek icin), eksi greyfurt suyu, eksi ama acisiz tursu suyu, eksi yesil elma... Sour Times...

California'da deli gibi limonata iciliyor. Cok mutlu oldum cunku bayilirim. Cheesecake Factory adindaki cafede (cheesecakeleriyle meshurlar ama her turlu "yemek" bulmaniz mumkun) garson sordu strawberry lemonade or regular lemonade? Ya limonata dedigin delikanli gibi limondan olur sen bana regular getir cicim dedim ve koccaman sappsari buz gibi bir limonata geldi. Alp ise ben strawberry aliim dedi. Sevindim; aklim kalmisti, burda zaten su dahil herseyi pipetle iciyorlar, daldiririm pipeti tadarim strawberryi de dedim. Ayy bu da cok guzelmissss... Cok sekerli ama harika bi tad.

Bu arada agzima eksi bir tad daha var... Ay ben istanbulumu mu ozledim ne? Burasi cok guzel ve herkes cokk cabuk uyum sagladigimi soyluyor inanamiyorlar, sen burada yasarsin diyorlar. Ve ben buradaki ozgurluklere, insan haklarina, insan kibarliklarina ve bilumum insan aktivitelerine sok olup devamli ayy biz daha bu seviyeye gelemedik muhabbeti yapsam da, ben taksimi ozledim, ben cep telefonumla mesajlasmayi ozledim, ben sevdiklerimi ozledimmm...

Perşembe, Mayıs 04, 2006

Macera dolu Ameeerikaa


Bir haftadir San Jose/California'dayim. 19'una kadar buradayim ve daha bir haftada ne anilar, ne gozlemler, neleeer neler. Cok doluyum ama sanirim boyle boluk porcuk anlatmaktansa donunce toparlicam herseyi...
Bookmark and Share