2020



Pandemi günlerinden sevgiler. Büyükada'dan. 2020den. Bilim kurgusal günlerden. Temmuz 4. Mart 14'ten beri bambaşka bir gerçeklik yaşıyoruz. Anahtar kelimeler: Corona. Covid. Pandemi. Karantina. Ne kadar ilginç. Bülent amcayı kaybettik çat diye. Ben kabullenemedim. Ben kabullenemediysem o nasıl kabullendi? Hatır sordum. Verdiği cevapla yine beni durdurdu, düşündürdü aynam. Aynamı hatırladım. Annemle paylaştım. Yetmedi. Bir word açtım. Döküldüm. Bunu aktarabileceğim bir blogum olsaydı dedim. Sinema ve sağlıklı yaşam bloglarım aktif ve onlarda yeri yoktu bu yazının. Sonra bu blogu hatırladım. Sandım ki en son 2011'de falan yazmışımdır. Hayır. 2016. Yani aynamı bile yazmışım buraya. Şu an hatırladığım tüm duyguları, tüm farkındalıkları yazmışım. Kendime mektuplar yıllar sonra. Güzel. Üstelik 4 yıldır açmadığım blogun admin paneli, bir tuşla açıldı karşıma, şifre mifre sormadan. Şey gibi. Bekliyorum, ne zaman yazacaksın?

Yaz Melis. Defterlere yaz. Bloglara yaz. Kağıtlara yaz. Kitaplara yaz. Şöyle:
Farkındalık no bilmemkaç.

Aşırı korunma isteği. Kabuğun içinden aşırı sevgi isteği. Sevgiyi ancak çabalayarak kazanırsın zannı. Çırpınmalar. Karşı tarafı sevgiye, ilgiye, hediyeye, ne bileyim, belki mala mülke vs boğmalar. Ve oturup beklemeler. Bakalım sana verdiğim değeri anladın mı ve bana aynı şekilde karşılık verecek misin.

Vermez. Veremez. Aynı şekilde veremez. Belki verdiğin değeri anlar, seni senden çok sever, belki senden daha “gerçek” sever, ama veremez, belki göstermeyi bilmez. Ayrıca belki de senin kadar sevmez, hatta belki de hiç sevmez, belki de sahte bulur, belki de oyununu görür, belki de iğrenir. Belki fark etmez. Belki fark edemez. Belki fark etmek işine gelmez. Belki umursamaz. Belki aleyhine kullanır. Özgür değil mi insan? İnsan değil mi insan? Her türlü hatasıyla, eksiğiyle, yarasıyla, beresiyle, çiğ sütüyle…. 


Ne? Vermedi mi? Veremedi mi? Yazıklar olsun değil mi? Yaptıkların haram olsun değil mi. Kıymet bilmez, nankör herkes, değil mi? Sen ne kadar yücesin değil mi? Kimse senin gibi değil, değil mi. Kimse seni anlamıyor değil mi. Bundan sonra kimseye kıymet vermeyeceksin değil mi. Bu arada. Ona verdiklerin. Karşı taraf senden böyle bir şey talep etmiş miydi? Ya da verdiklerin. Gerçekten karşı tarafın istediği, ihtiyacı olan şeyler miydi, bunu gözettin mi, yoksa ne bulduysan kapısına mı dayadın. Gerçekten mutlu oldu mu? Gerçekten mutlu olması ne kadar umurundaydı? Mesela, beğenmese, ihtiyacım yok dese, istemese, ne hissederdin? Üzerine mi alınırdın. Seni reddetmiş mi olurdu? Böyle bir hakkı var mı, müsaaden var mı? ,

Öfke. Kin. Nefret. Kapalı kapılar. Kabuğun içine girip her yerden kitlemeler. Kimseyi içeri almamalar. Burun kocaman havada, asla yere düşmez. Düşse kim alacak, ev bomboş. Muhteşem bir haklılıkla, yapayalnız koltukta. 

Yaralarını yaladın, iyileştirdin biraz. Kabuktan hafif dışarı çıkardın başını, sıkıldın. Aşırı sevgi isteği. Sevgi için aşırı çabalar başlasın. Boğ yeni kurbanını sevgiye, ilgiye. Bundan sonra kimseye kıymet vermeyecektin ama sen çok yüce gönüllüsün değil mi, yine başladın sevmeye (!). Bakalım yeni kurbanın anlayacak mı kıymetini. Verebilecek mi sana birebir senin ona verdiklerini. Yaşa bakalım döngünü. 

Sahi sen kimsin? Kimin kraliyeti bu? Kimin kabuktan sarayı. Tabii ki sevgisiz çocuğun. Sevgiyi öğrenmemiş çocuğun kendince hayatta kalma oyunu. Çocuğun bulduğu yol. Kabuk içinden yaralı sevdalar kuran o çaresiz çocuk.

Sonra büyür. Ürer. Çocuğu onu dinler. Onu bilir. Ondan öğrenir. Bir yanlışlık sezer ama elinde olmadan tavrı emer. Ringe çıktığında bir bakar, aynı oyunu kurmuş. Öfkesi ne zaman ortaya çıksa şaşırıyor. Bir tuhaflık seziyor. Ama ona dur diyen yok. Dur diyen yoksa, haklı olmanın güvenli alanında kalmaya devam eder. Sonra biri çıkar karşısına. Of, ne ayna ama, ne ayna. Çat! Bam! Güm! Tokat! Öfkesini görür. Öfkesini gösterir ona. Bak der, beğendin mi? Çırılçıplaktır aynada gördüğü kendi. Delice utanır. Utanç. Kendiyle yüzleşmenin böylesi. Kabuğum nerde? Burnum nerde? Zırhlarım nerde?

Hiçbiri yok. Kaçar herkesten, onu görmüş olma ihtimali olan herkesten kaçar. Yeni bir hayat kurar, yeni insanlarla tanışır. Sakinliği seçer. Sessizliği, sevgiyi, şefkati öğrenmek için en doğru eğitimleri alır, baştan öğrenir hayatı.

Sonra bir gün birine çok kızar, öfke ve kin saçar, kusar, bağırır, haykırır. İyi gelir aslında. Sevmez yine de o halini.

Sonra bir gün çok sevdiği birine kırıldığını fark eder, beklentilerinin olduğunu ve karşılanmadığını fark eder, hayal kırıklığını, yine onuncu kattan aşağı atma isteğini fark eder. İçindeki yeşil dev uyanmak üzeredir. Saldıracak, bağıracak, kusacak, haykıracaktır. Yapmaz, çekilir geri. Anlamaya çalışır öfkesini. Oturur içinde. Ne var burada? Fark eder. Hatırlar. Aynasını. İfade etmeye çalışır sakince duygusunu, düşüncesini. Geçici olan her şeyi yani.

Aldığı cevap yine tokat gibidir. Sevgiyi hatırlatır, gerçek sevgiyi, gerçek olan tek şeyi yani.

Sonra ayna çıkar yeniden karşısına. Yine bir iki cümle söyler, bir de o hatırlatır neyin önemli olduğunu.

Sevgi. An. İns-an.


Yorumlar

Popüler Yayınlar