Altın Çağın Kadınları: Yüzyıllar Öncesinden Sesler
,
Bu akşam Kadıköy Süreyya Operası'nda 17. Uluslararası İstanbul Opera ve Bale Festivali kapsamında sahnelenen Altın Çağın Kadınları adlı barok konseri izledim ve büyülendim.
Konserin çıkış noktası, mitolojiden trajedilere uzanan güçlü kadın figürleri. Homeros destanlarında karşımıza çıkan kadın karakterler, Sappho'nun şiirlerinde dile gelen tutkular, aşk, yas, cesaret... Bu hikayeler barok müziğin diliyle yeniden anlatılıyordu. Bir tanrıçanın kudreti, bir aşığın kırılganlığı, kaderine meydan okuyan bir kadın kahramanın cesareti sahnede kendine yer buluyordu.
Sanırım Altın Çağ sadece bir dönemi değil, insan ruhunun parlak ve kırılgan hallerini de yansıtan bir tanım olarak başlıkta yerini bulmuş. Sahnede kimi zaman bir tanrıça, kimi zaman yaralı bir aşık, kimi zaman kaderini sorgulayan bir kadın vardı.
Programda Handel, Vivaldi, Scarlatti, Pergolesi gibi barok dönem bestecilerinin eserleri yer almış. Handel'in Alcina operasından olan bölüm epey etkileyiciydi.
Konser boyunca sahneye çıkan birbirinden şık kadın soprano solistler aryalarını müthiş bir profesyonellikle seslendirdiler. Sahnenin üst kısmındaki ekranda eserlerin Türkçe ve İngilizce çevirileri de yer alıyordu. Sadece sesi değil, hikayeyi de takip edebilmemiz açısından önemli bir detaydı.
Beni en çok etkileyen anlardan biri ise sahnede vokal olmadan, sadece orkestranın çaldığı eserlerden biriydi. Hangi eser olduğunu ne yazık ki bulamadım ama konserden çıktığımda da aklımda en çok o bölümün kaldığını fark ettim.
Orkestranın yapısı da dikkat çekiciydi. Barok kemanlar, viyolalar, çellolar... Flüt ve fagotun eşliği...Son derece canlı, sıcak ve hareketliydi.
Barok müziği için genelde düzen, disiplin, zarafet gibi kelimeler kullanılır. Bu konserde müzik sadece enstrümanlardan çıkmıyor gibiydi, müzisyenlerin bedenlerinden de taşıyordu. Keman grubundaki bir müzisyenin beden dili, müziğe kendini bırakışı özellikle dikkatimi çekti. Kemanıyla bütünleşmiş gibiydi adeta, bir dans halindeydiler.
Şef Gıulio Prandi de performansın önemli bir parçasıydı açıkçası. Sadece tempo veren biri gibi değil, müziğin akışını yaşayan bir anlatıcı gibiydi. Kadın vokallerle de paslaşması, jestleri, mimikleri ve enerjisi orkestraya da yansıyordu. Onu izlerken, sahnedeki herkesin aynı hikayeleri birlikte anlatışlarının o ahengini hissettim ve imrendim bile.
Konser boyunca ve bitiminde salondan gelen alkışlar, ayakta alkışlanan anlar, bravo sesleri, ıslıklar, büyük bir coşkuyla karşılandı konser.
Mitolojik kahramanların, trajedilerin kadınları, operaların aşıkları, hepsi sanki aynı insanlık hikayesini anlatıyordu, açıkçası bizleri selamlamak için son kez sahneye geldiklerinde burnumun direği sızladı.
Sahnedeki müzisyenlerin ve solistlerin profesyonelliği, yılların emeği, birlikte hareket edebilmenin disiplini insanı ister istemez etkiliyor. Bir saat boyunca onlarca insanın aynı salonda buluşup hiçbir yere yetişmeye çalışmadan, hiçbir şey tüketmeden, soluksuz sahneye konsantre oluşları çok iyi geldi bana. Mutlu olmak sandığımız kadar karmaşık bir şey değil aslında. Dünya her geçen gün biraz daha zorlaşıyor, savaşlar, ekonomik kaygılar, güvensizlikler, hayal kırıklıkları ve bitmeyen bir koşuşturma içinde yaşıyoruz. Böyle zamanlarda bir konser salonunda oturup birlikte bir güzelliğe tanıklık etmek insana umut veriyor galiba. Hüzünlü bir mutluluk veriyor bu insana...

Yorumlar