Nihan&Melis


Yıllardaaaan..mm 2002 falan. (o kadar oldu mu yaa) Videotek diye bir prodüksiyon şirketinde çalışıyorum. Acaip çaylağım. Ürkek bir tavuğum. Böyle durumlarda insan kendini yalnız hisseder. Aksi gibi şirket bencil, ukala, neredeyse kötü niyetli diyebileceğim insanlarla dolu.. Zaten kızlarla pek anlaşamam. Bir Fatih'im var anlaşabildiğim. Onla da adımız çıkıyor, insanlar arkadaşlıktan dostluktan nasiplerini almamışlar ki anlasınlar yakınlığımızı... Sonra üç kız geliyor stajyer. Hah bakalım bunlar nasıl gıcıklar diyorum ben evet belirli bir önyargıyla. Önyargımda pek haksız da sayılmam yüzdeye vurursak işi. Neyse bu üç hatundan kala kala biri kalıyor sonunda ama DOĞRU olan kalıyor. Kalması gereken kalıyor. Allahtan kalıyor. Hayatımda da kalıyor.

Nihan. Kızıl saçlı bir hatun. Güzel yeşil lensleri var, hoş giyiniyor. (İlk intibalar)Güler yüzlü. Ama seviyeli. Taviz vermez de bir hali var.

Fatih'le avid'de kurgu yapacak. Kapanıyorlar avid odasına, pek yüzlerini görmüyoruz. Bir yemekte. Orada da anlıyorum ki, ben bu kızı seviyorum.

Bir süre sonra düzen değişiyor. Velocity geliyor. Fatihle Nihan Avid'e kapanmamaya başlıyor. Bir Pazar (biz o zaman her gün çalışıyoruz)şirkete geliyorum, yanımda Elif Şafak'ın bir kitabı var. Vapurda okumuşum kafam hafif bulanık...Şirkette pek kimse yok, Nihan var. Avid'de oturuyoruz. Elma getirmiş yanında iki tane. Sarı elmalar... Ekşi... Birini bana veriyor. Avid'deki o inanılmaz rahat ama eski kanepeye oturup konuşmaya başlıyoruz, bir yandan elmalarımızı yerken. Elif Şafak diyorum, dememle kalıyorum. Çünkü o da aynı yolun yolcusu... Sohbet nasıl koyulaşıyor, Elif Şafak'çılar tahmin edebilir.

Benzer günlerden birinde aynı saatte çıkıyoruz işten. İkimiz de karşıya geçeceğiz. İkimiz de vapur severiz. Beşiktaşa gidiyoruz. Vapurun kalkmasına daha baya var, erkenciyiz. İskeleye yakın bir kafede oturuyoruz, portakallı kahvelerimizi yudumlarken arkadaşlığımızı pekiştirdiğimizi hissediyorum.

Vapura biniyoruz, Nihan'ın dövmesinden, elindeki yara izinden, şarkılardan bahsediyoruz.

Yıllar geçiyor. İşlerimizi değiştiriyoruz. Hayat ikimizi de farklı yerlere ve farklı olaylara sürüklüyor. Görüşememeye başlıyoruz. Ama haberleşiyoruz. Allahtan teknoloji bu konuda işe yarıyor. Görüşemesek de biliyoruz... Önem veriyoruz...

Bu tatlı kız ben ekşi sözlük'te yazar iken bana öyle bir yazı yazmıştı ki... Ooooof of beni benden almıştı:


"saçlarında güneşin ışıklarını, gözlerinde bulutları, içinde türlü sırları saklar.
yazar, çizer, anlar, anlatır, ötesi var mıdır?

derya gibidir, sakin, duru, güzel ve hatta kırılgan.
lakin, 'sen bakma havanın durgunluğuna, derya dediğin, uyur uyur uyanır demiş yazar.

bu şehrin aynaları'ndan, kinyas'ın kayra'ya söylediklerine ve hatta pinhan'ın, yeşil elmaların birer birer halkaları birbirine bağlamasına kadar, bin türlü güzelliği paylaştığım, canımdır."



İşte öyle birşey...

Yorumlar

Popüler Yayınlar