Siyaset Meydanı'ndan hareketle mizah, güldürü, tiyatro, sanat, tv....

Dün gece uyuyamadım. Atv'de Siyaset Meydanı'ne denk geldim, sevinerek izlemeye başladım. Sinema TV master öğrencisi olarak konu benim için çok cazipti. Türkiye'de mizah nereye gidiyor gibi bir konuydu ve konuklar : Prof. Ünsal Oskay, Şahan Gökbakar, Mehmet Çağçağ, Müjdat Gezen, Birol Güven ve İsmail Gülgeç'ti. Programı başından beri izleyemedim ama bende kalanlar şunlar:
Mehmet Çağçağ: Leman'dan kendisini yıllardır ilgiyle takip etmekteyim. Ne var ki anlatımlarını, savunmalarını pek tutmadım. Ülkemizin başarılı mizahçısıdır ne var ki...
Birol Güven: Çok düzgün cümleler kurabildiğini gördüm. Açıklamaları açık ve netti. Ayrıca açık olarak seyircilerin aslında müşteri olduğunu ve yapılan işlerin bu müşterilerin isteklerine göre değişmesinin normal olduğunu belirtti. Anlattıklarındaki tek çelişki şuydu. Televizyon bir tuval gibidir diyip durdu, sanatçı bir adam gelip boyarsa sanat yapılabilir dedi. O zaman müşteri ne demek? Prime Time ne demek? Müşteri nabzı ne demek?
Müjdat Gezen: Güzel konuştu, açıklamaları gerçekçiydi. Biz halk olarak ikiyüzlüyüz hem eleştirir hem seyrederiz dedi. Hepimiz birşeyleri değiştirmek istiyoruz öyleyse değiştirelim ama artık bizim zamanımız geçiyor en büyük yük gençlerde dedi. Orada olsaydım şunu söylerdim kendisine: Bence çok başarılı bir sanatçısınız. Ayrıca okulunuzdan dolayı sizi tebrik etmek istiyorum bu ülkenin ihtiyacı olan bir eğitim kurumu açtığınız için, hem de parasız! Fakat neden hep çingene rolü? Ve neden televizyonda kötü işler? Tamam televizyonda illa sanat yapmak gereksiz belki ama daha kaliteli işlere ne oldu? Alişan'a neden rol verdiniz???
Şahan Gökbakar: Bence o daha ne yaptığının farkında olmayan çok toy ve başarılı heyecanlı bir küçük çocuk. Dün Siyaset Meydanında bu iyice gözler önüne serildi. O yetenekli ve bu yeteneğini kullanıyor. Akıllı da olduğu için medyanın içinde medyayı eleştiriyor, bir nevi apolitik Levent Kırca durumu var. Ama o bunun farkında değil. Yani o komik olduğunu düşünüyor bunu bir amaç için yapmıyor, mesaj vermek zorunda hissetmiyor kendini ama veriyor da, sanki tesadüfen, sanki ya aklmıa bu geldi yaptım ama fena da olmadı amcalar teyzeler, ben iyiyim dimi bakın bi yandan eleştirel'im falan diyor. Güzel bir laf etti, bence televizyon gözün çikletidir dedi. Eğlencedir olay, sanat başka yerlerde yapılır dedi. Şimdi burdaki çelişki bence şu: Sen sadece bir komedyen mi olmak istiyorsun yoksa sanatçı da olmak istiyor musun? Eleştirel bir duruşun ve söyleyeceklerin var mı yoksa tesadüfen mi yaptın bugüne kadar yaptıklarını? Ayrıca-bunu Şahan'a sormuyorum- acaba eleştirel olunca mı illa iyi iş yapmış olunuyor veya sanat yapmak bu mu oluyor?
Ünsal Oskay: Ünsal Hoca'nın derslerine girmiş arkadaşlarım var, bu adamın çok matrak olduğunu çok akıllı olduğunu, çok kafa olduğunu söyler dururlar. Okuduğum yazıları falan da mükemmeldir. Fakart dün çok hayal kırıklığına uğradım. Adorno der ki Adorno der ki diyip durdu ve konuyu kesinlikle toparlayamadı. Konuşmaları hiç güncel değildi.Bir de şu durum var: Mizah'ın amacı insanları düşünmeye sevketmekmiş. Hatta mizah eleştirel olurmuş, eleştirel olmayan, düşündürmeyen komedilere güldürü demeliymişiz. Burada aklıma Cem Yılmaz geliyor. Güldürürken düşündürme konusuna katılmıyorum ben sizi güldürürken salyalar saçarak gülebilirsiniz der. Demek ki Cem Yılmaz mizah yapmıyor, güldürü yapıyor, doğrusu bu mu? Gerçekten öğrenmek için soruyorum.
Bu arada Şahan'ın parodilerine herkes gülerken Ünsal Oskay da güldü ama güldüğünü inkar etti sonra da ayıp olmasın diye katıldım dedi. Neden?? Madem eleştirellik istiyor, neden Şahan'ı beğenmiyor? Aslında şöyle birşey var, akademisyenler neden hayatımızda olan biten şeyleri görmezden geliyorlar? Mesela ismini vermek istemediğim ama Türkiye'nin çok çok önemli bir televizyon doktoru olan bir hocam BBG (Biri Bizi Gözetliyor) programının varlığını veya tartışılabilirliğini neredeyse reddederdi. Ben seyretmiyorum derdi. Akademik çevre sanki televizyonda şu an olup bitenleri görmezden geliyor ve Adorno der ki'ye takılıyor. Tamam Adorno çok güzel diyor ama o dediklerini şimdi günümüze taşıyalım? Adorno'nun dediklerine göre BBG'yi ne yapacağız? BBG'yi seyretmiyorum. Şahan'a ne diyeceğiz? Şahan'a gülmüyorum. Peki siz kimi kaale alıyorsunuz? Kimi izliyorsunuz? O zaman bize BBG'deki hatayı anlatın veya Şahan'a neden gülmediğinizi.
İsmail Gülgeç'in konuşmalarını kaçırdım maalesef, sadece Mehmet Çağçağ ile farklı görüşlerde olduğunu ve artık karikatür çizmek istemediğini, soğuduğunu anladım.
Sonuç:
Bana göre açıklık getirilmesi gereken şeyler şunlar bence : Televizyon bir sanat alanı olmalı mıdır? Televizyon bir eğitim alanı olmalı mıdır? Televizyon bir eğlence alanı mı olmalıdır salt olarak? Bu rating ölçü aletleri hangi evlere konmaktadır? Rica etsem bizim eve konabilir mi? RTÜK ne iş yapmaktadır? "Halk bunu istiyor, ben BBG'yi hiç izlemedim sadece belgesel izlerim, sanat için tv, para için tv" tartışmaları ne zaman son bulacakkkkk ve son bulması, bu sorulara cevap verilmesi bu denli mi güç?

Yorumlar
'Çemberimde Gül Oya'). TV'den eğitim alınabilir (bkz. ben, 4 yaşında okuma yazmayı TRT'de 'Televizyon Okulu'ndan öğrendim). TV bir eğlence aracıdır çünkü gün boyu türlü zorluklarla karşılaşan insanlar TV karşısına geçip rahatlarlar. Reyting cihazları her ne kadar geliri düşük insanların evlerinde bulunsa da, ne yazık ki Türk toplumunun TV zevkini yansıtmaktadır. Reha Muhtar ya da Semra'nım onların evlerinde ne kadar izleniyorsa benim çevremde de (hatta tarafımdan da) izlenmektedir..