Bir tatlı huzur almaya gitmişim meğer...
Benim hayatım tesadüflerle doludur. Bu tesadüf meselesi aslında başka bir post konusudur ama kısaca geçeyim, ben bu tesadüflerden çok keyif alırım. Bana verilmiş bir hediye olarak düşünürüm hayat tarafından. Korkarım, şaşırırım, sevinirim, bazen canım yanar ama gene de severim tesadüflerimi.
Neyse efendim bu tesadüflerden biri şuydu ki, ben okuduğum lisede Lise1'den itibaren kendime sağlam dostlar arkadaşlar bulmuştum. Bu arkadaşların yazlıklarının bizim yazlık olduğunu öğrenmek beni yeterince dumura sokmuştu. Tüm kışı birlikte geçirmekle yetinmiyor, tüm yazı da birlikte geçiriyorduk Bayramoğlu'nda. Ben tüm hayatı birlikte geçireceğiz diye düşünürken hiç de öyle olmadı, hayat hepimizi başka yerlere sürükledi, iş güç evlilik bazı dargınlıklar bazı ihmalkarlıklar derken neredeyse hiç görüşemez olduk.
Geçenlerde bu arkadaşlarımdan en sevdiklerimden biriyle MSN'de konuşurken ufak çaplı bir gülme krizine girdik geçmişi yadederken. Öyle çok anı vardı ki ve o anılar bizi biz yapan anılardı yaş itibariyle aslında. O gazla, ulan toplicam herkesi dedim. Tamam dedi. Gaza geldik acayip. Ben yeri ayarlarım dedim sende onların kontakları var sen haber verirsin dedim. Süper dedi. Ben de bugün çıktım Fenerbahçe'ye gittim. Orada birkaç cafe gezdikten sonra yok dedim ı-ıh, bunlar güzel değil. Sonra ayaklarım resmen beni Kalamış'a doğru sürükledi. Burada da güzel kafe/barlar olması lazım diye düşünürken kendimi etrafa aptal aptal bakarken ve nefesi içime snıfffffffffhhhhh diye çekerken buldum. Şansıma hava öyle güzeldi ki bugün... Üstelik çimenleri kesiyorlardı ve çimen kokusu burnumdan beynime kadar ulaşmıştı. (Çimen kokusuna bayılırım.) Buna deniz kokusu da karışınca keyfim bir yerine geldi... Bir baktım, köpeğini, çocuğunu alan çıkmış. Genci yaşlısı... Parklar, yürüyüş alanları, bisiklet alanları hep dolu... Ooooh bahar ne güzel şeymişşşş... Mhhhhhh missss...Kalamış'ta güzel mekanlar oluşmuş, parklar, meydanlar, denize nazır kafeler, çay bahçeleri...Baharın insan psikolojisinde çok çok etkili olduğunu düşündüm, en azından benimkinde. Resmen mutlu oldum ya, huzur doldum, hayat ne güzel falan dedim utanmadan.
Güzel bir mekanda haftasonu arkadaşlarımla buluşmak için yer ayırttım ve sahile vurdum kendimi. Elimde Penguenim, susamış bünyem, oturacak bir yer aradım ve sahile nazır, bahçe içinde bir cafe buldum, oturdum. Söyledim biramı, açtım Penguenimi, Yiğit Özgür ve Ersin Karabulut'a güldüm kendi kendime.
Hava soğudu... Kalktım üzülerek ve evin yolunu tuttum.
Ama bunu buraya yazmaya söz verdim kendime: Bu aralar Kalamış'a yolunuz düşsün bu güzel havalarda. Bir tatlı huzuru içinize çekin siz de. Mmmmhhh ohhhhh be dünya varmış!
Neyse efendim bu tesadüflerden biri şuydu ki, ben okuduğum lisede Lise1'den itibaren kendime sağlam dostlar arkadaşlar bulmuştum. Bu arkadaşların yazlıklarının bizim yazlık olduğunu öğrenmek beni yeterince dumura sokmuştu. Tüm kışı birlikte geçirmekle yetinmiyor, tüm yazı da birlikte geçiriyorduk Bayramoğlu'nda. Ben tüm hayatı birlikte geçireceğiz diye düşünürken hiç de öyle olmadı, hayat hepimizi başka yerlere sürükledi, iş güç evlilik bazı dargınlıklar bazı ihmalkarlıklar derken neredeyse hiç görüşemez olduk.
Geçenlerde bu arkadaşlarımdan en sevdiklerimden biriyle MSN'de konuşurken ufak çaplı bir gülme krizine girdik geçmişi yadederken. Öyle çok anı vardı ki ve o anılar bizi biz yapan anılardı yaş itibariyle aslında. O gazla, ulan toplicam herkesi dedim. Tamam dedi. Gaza geldik acayip. Ben yeri ayarlarım dedim sende onların kontakları var sen haber verirsin dedim. Süper dedi. Ben de bugün çıktım Fenerbahçe'ye gittim. Orada birkaç cafe gezdikten sonra yok dedim ı-ıh, bunlar güzel değil. Sonra ayaklarım resmen beni Kalamış'a doğru sürükledi. Burada da güzel kafe/barlar olması lazım diye düşünürken kendimi etrafa aptal aptal bakarken ve nefesi içime snıfffffffffhhhhh diye çekerken buldum. Şansıma hava öyle güzeldi ki bugün... Üstelik çimenleri kesiyorlardı ve çimen kokusu burnumdan beynime kadar ulaşmıştı. (Çimen kokusuna bayılırım.) Buna deniz kokusu da karışınca keyfim bir yerine geldi... Bir baktım, köpeğini, çocuğunu alan çıkmış. Genci yaşlısı... Parklar, yürüyüş alanları, bisiklet alanları hep dolu... Ooooh bahar ne güzel şeymişşşş... Mhhhhhh missss...Kalamış'ta güzel mekanlar oluşmuş, parklar, meydanlar, denize nazır kafeler, çay bahçeleri...Baharın insan psikolojisinde çok çok etkili olduğunu düşündüm, en azından benimkinde. Resmen mutlu oldum ya, huzur doldum, hayat ne güzel falan dedim utanmadan.
Güzel bir mekanda haftasonu arkadaşlarımla buluşmak için yer ayırttım ve sahile vurdum kendimi. Elimde Penguenim, susamış bünyem, oturacak bir yer aradım ve sahile nazır, bahçe içinde bir cafe buldum, oturdum. Söyledim biramı, açtım Penguenimi, Yiğit Özgür ve Ersin Karabulut'a güldüm kendi kendime.
Hava soğudu... Kalktım üzülerek ve evin yolunu tuttum.
Ama bunu buraya yazmaya söz verdim kendime: Bu aralar Kalamış'a yolunuz düşsün bu güzel havalarda. Bir tatlı huzuru içinize çekin siz de. Mmmmhhh ohhhhh be dünya varmış!

Yorumlar
burada hava 2 derece. dün kar bekleniyordu hatta neyse yağmadı.
dışarda içmek feci yasak. (yasağı kim sallar da içecek adama yok).
sonra sonra nehir kenarına masa atacak kafaları yok.
Aslında otobanlardan pek nehir kenarı da yok.
ben ki artik -3 derecede "aha da bahar geliyo bak valla sanki havada oyle bi koku var" diye yalanciktan kipkirmizi burunla kalamisa yuruyomus gibi yapiyorum, bi de o burunda tuten koskoca istanbul sehri de var...sonra da sinirimden siyrilip diyorum ki "simdi melis gezsin benim yerime sahilde, o gezdikce ben mutlu oluyorum"
(Bu arada önceki cherry blossom linki uzun olduğundan sığmamış, kısalttım: tinyurl.com/ejvvp)