Elif Şafak D&R'daydı

Aaah ah. Temiz kalpli miyim neyim. Geçtiğimiz günlerde Zeynep bas bas bağırındı, kadının Boğaziçine geliyorr, birkaç saat sürecek bir söyleşiii...Fakat hani bazı günler herşey üstüste gelir ya, resmen kara bir bulutla dolaşırsın, hah o gün, bu kara bulut günüydü. Gidemedim... Aklım kaldı... Dedim kesin o akşam uçağıyla dönmüştür Amerika'ya. Bir daha kimbilirr ne zaman gelir.
Neyse üzüntümü içime gömmüştüm kiii.... Geçenlerde annemle evde kös kös otururken kalk dedim sinemaya gidiyoruz. Annem gülmeye bayılır, gülme krizine girmeye çok müsait bir bünyesi vardır ben de onu Pembe Panter'e götürdüm. Gerçekten de ufak çaplı bir kriz yaşadı Steve Martin'in salaklıklarına. Sinemadan çıktık eve gidecektik ki ben ya annecim gelmişken caddede kısa bir tur mu atsak dedim. Anlamsız... Sebepsiz... E iyi madem dedi anneciğim ve caddede salakça volta atarken Suadiye D&R'ın önünden geçtik ve benim gözler faltaşı gibi açıldı: ELİF ŞAFAK İMZA GÜNÜ 2 NİSAN PAZAR 16:00 Yoo, bunu kaçıramazdım. Kaçırmadım da...
Pazar günü evime misafirliğe gelen arkadaşlarımı, işim var hadi hadi hadi görüşürüzzz diye terbiyesizce kovduktan sonra kütüphanemde ne kadar Elif Şafak varsa aldım ve yola koyuldum Can'la. D&R'ı görmeliydiniz, hıncahınç dolu. Bir kuyruk var, allahh duyan gelmiş. Elif Şafak'la daha önce Kadıköy'deki bir imza gününde tanışmıştım ve orada dikkat ettiğim birşey burada da sürüyordu: Elif Şafak asla bir kitabı imzalayıp teşekkür edip yollamaz okurunu. Hoş, genelde okurlarının ona söyleyecek bir dolu sözleri vardır zaten ama olmasa da Elif Şafak, "adınız? öğrenci misiniz? nerede? ne işle uğraşıyorsunuz?" gibi soruları muhakkak sorar. Bu da çok hoşuma gidiyor benim. Bu sebeple sıradaki her bir okuruyla en az dört beş dakika geçiriyor ve biz de beklemiş oluyoruz. Ama değiyor, hiç şikayetçi değilim. Sıra bana gelince zaten o kadar heyecanlandım ve o kadar çok söylemek istediğim şey vardı ve o kadar çok konuştum ki.. Çıkışta Can'a soruyorum: çok mu konuştum, saçmaladım mı, yağ çekmiş gibi olmadım dimi en istemeyeceğim şey çünkü, çok mu konuştum, naptım, çok mu.... :)))
Kişiye özel not: Başakçım, Kanada'da doktora yapmakta olan Başak'tan da size selamlar getirdim dedim, sen de çok söyle umarım onunla da tanışma fırsatı buluruz dedi :)
-Mayıs sonuna kadar çok sevdiğim ve vazgeçemediğim İstanbul'umdayım. dedi... Bilgilerinize :)))

Yorumlar
Oncelikle Elif Şafak cevap vermeme hakkının bulunduğu her "derin" konuya büyük ilgi ve anlayışlılıkla cevaplar vererek yine aşık etti beni ve birçoklarını kendine... Türkiye'de ve dünyada kadın olmak, milliyetçi görüşler taşımak/taşımamak, eşikte olmak, kimlik sahibi olmak/olmamak, özgün bir dil oluşturup yazmak, ingilizce yazmak gibi birçok konudan bahsederek o muhteşem ses tonlaması ve kelime dağarcığı ile tam iki buçuk saat süren bu söyleşiden benim gibi hiperaktif bir insanın hiç bir şekilde sallanmaya başlamayı akıl bile etmeden oradan ayrılmayı başarmasını sağladı - ki benim maksimum konsantre dakikam 35'tir - buna rağmen orada iki buçuk saat geçirdiğimin farkına bile varmadım.
İmza kısmına gelince, artık çok vakti kalmamıştı ve bütün öğrenciler etrafını sarmıştı, yine büyük bir incelikle üç kitabımı imzaladı, ama çok ama çok ama çok tatlıydı...
Bu güzel söyleşiye şahit olmamak büyük kayıp olsa da bir imza gününe katılabilmek herhalde bu durumu hafifletebilmek için çok güzel bir fırsat...
Elif Şafak büyük bir zeka ve tıpkı Nabokov, Conrad gibi 'bilingual' olan yazarlar gibi o da bu çift-dilliliğinin verdiği bütün nimetlerden ustaca faydalanıyor. Söyleşide de zaten şöyle bir açıklama yaptı: Türkiye'ye geldiğinde çok fazla Türkçe bilmiyor olması onu bu dil hakkında çok fazla meraklandırmış, ayrıca kullanılmayan ve unutulan bazı kelimelerin neden bu hale geldiklerine şaşırmış ve bu kelimelerin yok olmasıyla Türkler olarak nüanslarımızı kaybettiğimizi, birçok anlamları yitirip dil olarak daralmaya girdiğimizi tespit etmiş. Dilin insan düşüncesini etkileyen bir yapısı olduğuna inananlardan olduğu için de bu daralmalarla birlikte düşüncenin de daraldığını bildiğinden bu kelimelerin canlandırılmasının ve tekrar kullanılmaya başlamasının gerekliliğini benimsemiş...
Anlata anlata bitmez ki...
En iyisi artık burada durayım ve hala Elif Şafak tanımayanlar varsa onlara acıyalım :) Hayır acımayalım...