Tamam başlıyoruz

San Jose... San Francisco'ya arabayla 45 dakikalık mesafede bir şehir. Küçük, sade, sakin. Tuğbaların evleri bir site içinde. Havuzlu, spor salonlu vs... Dışardan büyük lüks gibi görünse de aslında gayet mütevazi evler, siteler içinde olduklarından böyle avantajları var.
Nisanın son günleri ama hava harika. Sıcak. Ama bunaltıcı bir sıcak yok. Sıcak rahatsız etmiyor. Bu benim için çok yeni birşey. Astım olan, nemden ve terlemekten nefret eden benim için yazı sevmek, güneşi sevmek için bir sebep adeta.
İlk iki gün, uyumak bilmiyorum. Bıdır bıdır konuşuyorum. Tuğba, bu kız böyle değildi diyor gülerek. Alp, eyvah 21 gün hep böyle konuşacak mı acaba diyor gülerek, o kadar çok konuşuyorum, o kadar aktifim ki, önümdeki tabakta yemeğim soğuyor. İki gün böyle geçiyor. Sonra jet lag nedir anlıyorum. Baygın uyuyorum.
Tuğba çalışıyor. Tuğba yoğun çalışıyor. Tuğba bir de okula gidiyor. Alp de çalışıyor. Yoğunluk diz boyu. Ama sağolsunlar beni hoş tutmak, gezdirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. İlk haftasonu alışveriş merkezlerine götürüyorlar. Bu arada ben gözlemlerime başlıyorum. Herkes ne kadar da kibar? Herkes ne kadar da iletişim halinde? Ne kadar saygılı, ne kadar tahammüllü, ne kadar ne kadar ne kadar... Alp merak ediyor, anlat diyor, gördüğün farkları anlat.
Ya bir markete giriyorsun, kapıda seni karşılayan adam merhaba nasılsınız, gününüz nasıl geçiyor? diyor.. Ben öküz öküz bakıyorum hı?? şeklinde. Kasaya geliyorum, kasayer kız nasılsınız, haftasonuna hazır mısınız, aradıklarınızı bulabildiniz mi, havalar da ısındı gibi binlerce konu açıyor güler yüzüyle. Benim öküzlük devam. Kısa kısa cümleler kurup geçiyorum.
Ya bir hamburgerciye giriyorsun, içecek için aldığın bardakla istersen reyondaki her içeceği dene, bi onu iç olmad bunu iç. Kimse seni gözlemiyo, ulen b ödemeden ikinciyi mi içiyo ne? falan diye. Sömürüye açık fakat sömürülmeyen bir alan.
Ya bir sinemaya giriyorsun, salonun kapısında seni bekleyen biletini kontrol eden kimse yok, salonlar da yanyana, istersen bir filmden çık diğerine gir. Sömürüye gayet açık fakat sömürülmeyen bir başka alan sana...
Ya mesela alışveriş merkezinin açık otoparkı var, carrefour gibi düşün, arabaların bir düzenli parkedişi var, jilet gibi. Adamın teki çıkıyor mu, kaç metre ötesindeki adam onu bekliyor yer veriyor ya. Adam kaç hamle yaparsa yapsın tahammülünden hiçbirşey kaybetmiyor. Zaten kıçkıça parkedilmediği için arabaların çıkmaları da kolay oluyor pek hamle gerektirmiyor.
Ya mesela arabasını daha önceden otoparka bırakmış bir yaya, geri mi döndü, seni arabanla yer ararken mi gördü, gelip diyor ki ben çıkıyorum beni takip edin oraya parkedin.
Ya mesela... Ben İstanbul'da ne kadar tahammülsüz, ne kadar patlamaya hazır bombalar şeklinde yaşadığımızı farkediyorum. Ne kadar kasmış, savunma mekanizmalı, ne kadar olumlu birşey beklemekten bile vazgeçmiş gündelik hayatında... Bunlar ilk gözlemlerdi... Devam ediceeeemmmm canlar :))
Gelecek topik: san jose rotaractları buluş ve hintli kızı öpüş, merak edinn bakalımm :)

Yorumlar
Ben cok alismisim anlattiklarina, oyle normal geldi ki.. artik dondukce yadirgiyorum, ben -yaya- karsidan karsiya geciyorum ya, nasil beklemezsin, seklinde.
Bak bir de yorumuna cevabim var.
san francisco'ya bir pazar gittik ve altını üstüne getirdik merak etme, anlatıcam daha :))