ÖSS
Aaah ah tam on yıl olmuş ben ÖSS'ye gireli. 2006 ÖSS'ye girenler ne şanslı, artık etrafta gerçekleri söyleyen daha çok insan var. Bizim zamanımızda (vay be bunu söyleyecek zaman gelmiş demek, fırk) sakın sene kaybetme, bir üniversiteye gir de ne olursa olsun, diploma herşeydir gibi gazlamalar varken, Radikal Cumartesi, GERÇEKLERİ fırlatıvermiş çağımızın gençlerine: ÖSS, üniversite falan yalan bunlar, sen kendine yatırım yap, hayat okulundan mezun ol. Evet, hayat okulu.. Çok klişe bir laf olmakla birlikte çok da gerçek.
Radikal Cumartesi'nin de gazıyla, belki bloguma ÖSS'ye yakın zamanda girmiş veya girecek gençler de girer diye düşünerek kendi deneyimlerimden dem vurmak istiyorum.
Lisede vasat bir öğrenciydim. En iyi derslerim: ingilizce, müzik, yaratıcı yazarlık, türkçe ve psikolojiydi. Tiyatro kolundaydım, bazen de koroya falan katılırdım. Şimdi dışardan bakınca kendime, aferin ya, aslında senin ne olacağın az çok belliymiş desemde, o zamanlar hiç farkında değildim. Annem ve babamın da benden 19 yaş büyük olması ve bu konularla gerçekten uzaktan yakından ilgileri olmamaları, yönlenme konusunda biraz zorlanmama sebep olduysa da, sadece onları suçlamıyorum. Lise 2'de artık ÖSS kabusları, dershane muhabbetleri, sınava hangi bölümden gireceksin soruları başlamıştı. Ben yazı yazmayı seviyordum, hikayeler yazıyordum. Gazetecilik iyi olur diyordum. Veya psikoloji, evet evet psikoloji de benlik bir bölümdü sanki. Lisenin rehberlik bölümü bizimle irtibata geçti, önünde notlarımız, güya bizi tanımaya çalışmak için sorular soruyorlardı. Matematiğim ve coğrafyam zayıftı biraz, dolayısıyla psikolojiyi kazanmamın çok zor olduğunu söylediler. İngilizcem çok parlak rakamlarla göz kamaştırdığı için, daha fazla beni tanıma zahmetine katlanamayan rehberlik öğretmenlerimiz: sen dilden gir bak dilden. İngilizcen çok iyi, kesin bir üniversiteye "kapak atarsın", ayrıca arap dili yaz, leh dili yaz, japon dili yaz, bunlar da ilerde çok önem kazanacak bölümler, diye rınnnn rınnnnnn tam gaz, konuştular.
Sosyalden gireceğimi düşünerek dershaneye başlamıştım halbuki. Hemen sınıfım değiştirildi, dil sınıfına alındım. Sınıfta liseden bir arkadaşım daha vardı. Ben,dedi Romen dili'ni de yazıcam, babamın işyerinde Romanya ile bağlantılar var, sen de yaz. Buna da tamam. (bkz arkadaş gazı)
Uzatamayayım, bu arkadaşımla İstanbul Üniversitesi Romen dili ve edebiyatı bölümünü kazandık ve dört sene Beyazıt yolları taştandı...Fakat ben baştan çıktığım için pişmandım. Ama bu pişmanlığım bende hala ve hala "bırak şu okulu, bir daha gir ÖSS'ye, gir Yeditepe'ye falan gazetecilik mi ne istiyorsan oku" mantığını öğretememişti. Hala "sene kaybetmemeliydim". Meğer seneler öyle bir kayboluyormuş ki benim haberim yokmuş. Son sene, e artık yaş daha bir aklı başında yaş olunca toparlamaya çalışıp halkla ilişkiler sertifika programları, dil kursları, ne çıkarsa önüme saldırdım. Yeditepe Üniversitesi Sinema Tv master bölümüne girdim 2000'de, hala da çıkamadım, daha önceki postlarımda bahsettiğim kısa filmi verip kurtulucam inşallah.
Yaş 27. Benim iş tecrübeleri şöyle: dergi stajı, prodüksiyon şirketi belgesel asistanı, web pazarlama, web editörlük, web müşteri koordinasyonu, evden çeviri...
Yaş 27. Ben hala okumaya doymadım. Yaş 27. Ben hala hiçbirşeyin uzmanı olarak hissetmiyorum kendimi. Yaş 27. ÖSS'ye girecek gücü bulsam kendimde, bir dört sene daha lisans okumak isterim. Yaş 27. Kafa hala karışık: BEN KİMİM???
Bu deneyimin sonuçları:
1- Lise2'den itibaren, yaşları sizden büyük, deneyimli insanlarla konuşun. Kendinizi anlatın, yeteneklerinizi, gönlünüzden geçeni belirtin. Tavsiyeler isteyin, hemen hepsine uymayın, kafanızda tartın, daha çokk vaktiniz var.
2- Üniversiteye kapak atmak, sene kaybetmek gibi terimleri hafızanızdan silin. Seneler zaten geçiyor, onları kaybettiğimizi biliyoruz, ama istemediğiniz sevmediğiniz ve hiçbir işinize yaramayacak bir bölüme girerseniz işte o zaman sene kaybediyorsunuz.
3- Popüler meslek diye halkla ilişkilerci olunmaz. Kız verirler diye mühendis olunmaz. Resim kabiliyetiniz varsa ressam olunuz. Pazarlama kabiliyetiniz varsa pazarlamacı...
4- ÖSS'yi kazanamadınız mı? Veya istemediğiniz bir bölümü mü kazandınız? Oh ne güzel, önünüzde kocaman bir sene var, ha gayret, bir sene daha dişinizi sıkmanız, tüm geleceğinizi size armağan edecektir. Gerçekten istediğiniz bölüm için bir sene daha çalışın. Hem lise de bitti, zaman sizin.
5- Üniversiteye girince mi anladınız yanlış bölüm olduğunu? Hala geç kalmadınız, bırakın okulu veya mümkünse yatay/dikey geçiş için elinizden geleni yapın.
6- Üniversiteyi hiçbir şekilde kazanamıyor musunuz? Tamam, sorun değil. Açık öğretime girin, bu arada da boş zamanlarınızda kurslara, seminerlere katılın. Diploma herşey değil. Özellikle günümüzde çok çok güzel seminerler kurslar atölyeler oluyor.
7-Staj yapın. Bol bol staj yapın. Para vermeyecekler bir süre, küçük işler yaptıracaklar. Bir süre katlanın bunlara ve ben buradan ne kaparım'a bakın. Ama bir süre tabii!
8- Bir şeyin uzmanı olmaya bakın. "Bir" şeyin, on şeyin değil. "Bir" konuda çok iyi olursanız, o iş için mutlaka birilerinin size ihtiyacı olacaktır.
İşte böyle. Bunlar benim aklım başıma geldikten sonra anladıklarımdı. Ve bu sadece benim söylediğim şeyler değil, benzer deneyimlerden iyi veya kötü geçmiş herkes bu sonuçlara varıyor. Özellikle sınavı kazanamadığı için intihar girişiminde bulunduğunu veya ailesinden şiddet gördüğünü öğrendiğimiz gençler varken ülkemizde, bu sonuçlar bence önemli.
Lise'de olup kafası karışmış arkadaşlar, buraya uğruyorsanız, aklınıza takılan birşeyler varsa seve seve fikirlerimi, deneyimlerimi sizinle paylaşabilirim, sormanız yeterli.
NOT: Beni gaza getiren Radikal makaleleri:
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=cts&haberno=5970
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=cts&haberno=5969
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=cts&haberno=5968
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=cts&haberno=5966
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=cts&haberno=5964
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=cts&haberno=5965
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=cts&haberno=5971
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=cts&haberno=5972
Radikal Cumartesi'nin de gazıyla, belki bloguma ÖSS'ye yakın zamanda girmiş veya girecek gençler de girer diye düşünerek kendi deneyimlerimden dem vurmak istiyorum.
Lisede vasat bir öğrenciydim. En iyi derslerim: ingilizce, müzik, yaratıcı yazarlık, türkçe ve psikolojiydi. Tiyatro kolundaydım, bazen de koroya falan katılırdım. Şimdi dışardan bakınca kendime, aferin ya, aslında senin ne olacağın az çok belliymiş desemde, o zamanlar hiç farkında değildim. Annem ve babamın da benden 19 yaş büyük olması ve bu konularla gerçekten uzaktan yakından ilgileri olmamaları, yönlenme konusunda biraz zorlanmama sebep olduysa da, sadece onları suçlamıyorum. Lise 2'de artık ÖSS kabusları, dershane muhabbetleri, sınava hangi bölümden gireceksin soruları başlamıştı. Ben yazı yazmayı seviyordum, hikayeler yazıyordum. Gazetecilik iyi olur diyordum. Veya psikoloji, evet evet psikoloji de benlik bir bölümdü sanki. Lisenin rehberlik bölümü bizimle irtibata geçti, önünde notlarımız, güya bizi tanımaya çalışmak için sorular soruyorlardı. Matematiğim ve coğrafyam zayıftı biraz, dolayısıyla psikolojiyi kazanmamın çok zor olduğunu söylediler. İngilizcem çok parlak rakamlarla göz kamaştırdığı için, daha fazla beni tanıma zahmetine katlanamayan rehberlik öğretmenlerimiz: sen dilden gir bak dilden. İngilizcen çok iyi, kesin bir üniversiteye "kapak atarsın", ayrıca arap dili yaz, leh dili yaz, japon dili yaz, bunlar da ilerde çok önem kazanacak bölümler, diye rınnnn rınnnnnn tam gaz, konuştular.
Sosyalden gireceğimi düşünerek dershaneye başlamıştım halbuki. Hemen sınıfım değiştirildi, dil sınıfına alındım. Sınıfta liseden bir arkadaşım daha vardı. Ben,dedi Romen dili'ni de yazıcam, babamın işyerinde Romanya ile bağlantılar var, sen de yaz. Buna da tamam. (bkz arkadaş gazı)
Uzatamayayım, bu arkadaşımla İstanbul Üniversitesi Romen dili ve edebiyatı bölümünü kazandık ve dört sene Beyazıt yolları taştandı...Fakat ben baştan çıktığım için pişmandım. Ama bu pişmanlığım bende hala ve hala "bırak şu okulu, bir daha gir ÖSS'ye, gir Yeditepe'ye falan gazetecilik mi ne istiyorsan oku" mantığını öğretememişti. Hala "sene kaybetmemeliydim". Meğer seneler öyle bir kayboluyormuş ki benim haberim yokmuş. Son sene, e artık yaş daha bir aklı başında yaş olunca toparlamaya çalışıp halkla ilişkiler sertifika programları, dil kursları, ne çıkarsa önüme saldırdım. Yeditepe Üniversitesi Sinema Tv master bölümüne girdim 2000'de, hala da çıkamadım, daha önceki postlarımda bahsettiğim kısa filmi verip kurtulucam inşallah.
Yaş 27. Benim iş tecrübeleri şöyle: dergi stajı, prodüksiyon şirketi belgesel asistanı, web pazarlama, web editörlük, web müşteri koordinasyonu, evden çeviri...
Yaş 27. Ben hala okumaya doymadım. Yaş 27. Ben hala hiçbirşeyin uzmanı olarak hissetmiyorum kendimi. Yaş 27. ÖSS'ye girecek gücü bulsam kendimde, bir dört sene daha lisans okumak isterim. Yaş 27. Kafa hala karışık: BEN KİMİM???
Bu deneyimin sonuçları:
1- Lise2'den itibaren, yaşları sizden büyük, deneyimli insanlarla konuşun. Kendinizi anlatın, yeteneklerinizi, gönlünüzden geçeni belirtin. Tavsiyeler isteyin, hemen hepsine uymayın, kafanızda tartın, daha çokk vaktiniz var.
2- Üniversiteye kapak atmak, sene kaybetmek gibi terimleri hafızanızdan silin. Seneler zaten geçiyor, onları kaybettiğimizi biliyoruz, ama istemediğiniz sevmediğiniz ve hiçbir işinize yaramayacak bir bölüme girerseniz işte o zaman sene kaybediyorsunuz.
3- Popüler meslek diye halkla ilişkilerci olunmaz. Kız verirler diye mühendis olunmaz. Resim kabiliyetiniz varsa ressam olunuz. Pazarlama kabiliyetiniz varsa pazarlamacı...
4- ÖSS'yi kazanamadınız mı? Veya istemediğiniz bir bölümü mü kazandınız? Oh ne güzel, önünüzde kocaman bir sene var, ha gayret, bir sene daha dişinizi sıkmanız, tüm geleceğinizi size armağan edecektir. Gerçekten istediğiniz bölüm için bir sene daha çalışın. Hem lise de bitti, zaman sizin.
5- Üniversiteye girince mi anladınız yanlış bölüm olduğunu? Hala geç kalmadınız, bırakın okulu veya mümkünse yatay/dikey geçiş için elinizden geleni yapın.
6- Üniversiteyi hiçbir şekilde kazanamıyor musunuz? Tamam, sorun değil. Açık öğretime girin, bu arada da boş zamanlarınızda kurslara, seminerlere katılın. Diploma herşey değil. Özellikle günümüzde çok çok güzel seminerler kurslar atölyeler oluyor.
7-Staj yapın. Bol bol staj yapın. Para vermeyecekler bir süre, küçük işler yaptıracaklar. Bir süre katlanın bunlara ve ben buradan ne kaparım'a bakın. Ama bir süre tabii!
8- Bir şeyin uzmanı olmaya bakın. "Bir" şeyin, on şeyin değil. "Bir" konuda çok iyi olursanız, o iş için mutlaka birilerinin size ihtiyacı olacaktır.
İşte böyle. Bunlar benim aklım başıma geldikten sonra anladıklarımdı. Ve bu sadece benim söylediğim şeyler değil, benzer deneyimlerden iyi veya kötü geçmiş herkes bu sonuçlara varıyor. Özellikle sınavı kazanamadığı için intihar girişiminde bulunduğunu veya ailesinden şiddet gördüğünü öğrendiğimiz gençler varken ülkemizde, bu sonuçlar bence önemli.
Lise'de olup kafası karışmış arkadaşlar, buraya uğruyorsanız, aklınıza takılan birşeyler varsa seve seve fikirlerimi, deneyimlerimi sizinle paylaşabilirim, sormanız yeterli.
NOT: Beni gaza getiren Radikal makaleleri:
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=cts&haberno=5970
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=cts&haberno=5969
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=cts&haberno=5968
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=cts&haberno=5966
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=cts&haberno=5964
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=cts&haberno=5965
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=cts&haberno=5971
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=cts&haberno=5972

Yorumlar