Nilüfer
Cem Özer, Laf Lafı Açıyor'la yine ekranlarda... Nedir ne değildir diye açtım baktım Nilüfer konuk. Şahane. Nasıl şık. Kendisini gencecik şirin bir kız gibi gösteren mor, uçuşan bir mini elbise giymiş. Cem Özer dakika bir gol bir esprisini patlatıyor: Nilüfer morarmışsın, kapıya mı sıkıştın... Aman Allahım yaa... Hangi devirdeyiz, hangi espri anlayışında donup kaldık, nereye gidiyoruz Cem yaa... Allahtan Nilüfer birden şarkı söylemeye başlıyor da unutuyoruz Cem'i, mem'i, kendimizi, herşeyi... O ne sestir yarabbimmm... Biz bu kadının farkında mıyız ya? Türk Pop dediğimizde, ne dinlersin: Tarkaaan Sezen Aksuuu diye cevap verirken aklımıza geliyor mu bu kadın? Mor prenses oturuyor sonra, çocukluğunu anlatmaya başlıyor, çok içine kapanık bir çocukmuş, biraz da maymun iştahlıymış. Cem gene büyüyü bozuyor, nasıl maymun iştahlıydın örnek ver, yani çok mu muz yiyordun mesela... Noluyor ya? Gerçek mi bu?
Laf arasında allahtan Cem Özer güzel bir detay veriyor bize. Kuliste hazırlanırken garip sesler duymuş, bir bakmış ki, otuz yıldır şarkıcı olan Nilüfer kulisinde prova yapıyor, ses açıyor... Helal olsun ya helal, bir insanın işine ne kadar saygı ve sevgi duyduğunu gösteren başka bir hareket olamaz herhalde diyor, yeniyetme popçulara hadttthhh ordan diye selamediyoruz.
Birşey dikkatimi çekiyor. Bu kadın pek güleryüzlü, pek şeker, pek aktif falan ama bir hüzün taşıyor, bir ağırlığı var, bir sakinliği, belki çocukluğundan kalma bir içine kapanıklığı var hala... Bir çelişki gibi bence Nilüfer... Neşeli desen değil, hüzünlü desen değil, hem hepsi hem hiçbiri... Bu yönüyle onu kendime benzetiyorum açıkçası. Astım hastalığını da paylaşmamızla, daha da bir yakın hissediyorum.
Saat gecenin üçü oluyor. Nilüfer'in sesi kısılmıyor, enerjisi bitmiyor ve o garip, o muhteşem, o acaip şarkıyı söylüyor: Yeter, yeter, öleceksek ölelim, haydi vur kendini şaraba, kedere ve aşka vur, daha içelim içelim içelim içelim içelim içelim.................................
Laf arasında allahtan Cem Özer güzel bir detay veriyor bize. Kuliste hazırlanırken garip sesler duymuş, bir bakmış ki, otuz yıldır şarkıcı olan Nilüfer kulisinde prova yapıyor, ses açıyor... Helal olsun ya helal, bir insanın işine ne kadar saygı ve sevgi duyduğunu gösteren başka bir hareket olamaz herhalde diyor, yeniyetme popçulara hadttthhh ordan diye selamediyoruz.
Birşey dikkatimi çekiyor. Bu kadın pek güleryüzlü, pek şeker, pek aktif falan ama bir hüzün taşıyor, bir ağırlığı var, bir sakinliği, belki çocukluğundan kalma bir içine kapanıklığı var hala... Bir çelişki gibi bence Nilüfer... Neşeli desen değil, hüzünlü desen değil, hem hepsi hem hiçbiri... Bu yönüyle onu kendime benzetiyorum açıkçası. Astım hastalığını da paylaşmamızla, daha da bir yakın hissediyorum.
Saat gecenin üçü oluyor. Nilüfer'in sesi kısılmıyor, enerjisi bitmiyor ve o garip, o muhteşem, o acaip şarkıyı söylüyor: Yeter, yeter, öleceksek ölelim, haydi vur kendini şaraba, kedere ve aşka vur, daha içelim içelim içelim içelim içelim içelim.................................

Yorumlar