
Kendimi kapatmışım. Hem eve, hem iletişime. Yalnızlığı seçmişim, sonra sıkılmış ve şikayet etmişim. Düzensizliği seçmişim, sonra sıkılmış ve şikayet etmişim. Ya da yaşadıklarımı ben böyle değerlendirmişim.
Eeeh, at kendini dışarı. Git Suadiye’ye veya Kadıköy'e... Vardır bir film, girersin işte birine. Çıkışta bir kitapevine girer, kendine ikiyüzüncü kitabı veya defteri veya silgiyi veya kalemi veya dergiyi alıp mutlu olursun. Evet, sen, olursun…
Cüzdanıma bakıyorum, taksiye binip sinemanın önünde inecek kadar param var. Günlerdir evden çıkmamak tek bir işe yaramış, param cebimde kalmış. Fakat bir şekilde taksi çağırmıyorum. Yürümek, dolmuşa binmek istiyorum.
Normalde sorsanız, o kadar kendimin farkında yaşıyorum ki, her saniyemi anlatabilirim size... Üçüncü gözüm, veya beni devamlı izleyen o yorucu kameram hep açık, sağolsun. Apartmandan çıkıyorum, fırının önünden geçerken burnuma gelen koku hoşuma gidiyor, tünelin orada her zaman yaşanan trafik sıkışıklığı gene canımı sıkarken önümden aniden bir kedi geçiyor, irkiliyorum… gibi detaylar verebilirim genelde. Bu kez veremiyorum. Tek hatırladığım, taksiye binmeyeyim kararını verip evde temizlik yapan Fatma abla’ya hoşça kal dedikten sonra kapıyı kapayıp yola çıktığım. Bundan sonra hatırladığım ilk karede, fırını, tüneli filan geçmişim ve karşıdan gelen kadını görüyorum. Kadın önüne bakarak ve aceleyle yürüyor. Hava soğuk olduğundan montunun içine gömülmüş iyice. Ama tanıdık geliyor kadın. Geçiyor beni ama ben onu geçemiyorum. Ben ondan geçemiyorum. Sesleniyorum, hala o olduğundan emin olmadığım için önce kısık sesle, o duymadan ilerlerken ben o olduğundan iyice emin bir şekilde biraz daha yükseltiyorum sesimi: İrem???
İrem dönüp bakıyor, şaşırıyor. Neyin var diyor. Oysa ki doktorumun stresten ve uykusuzluktan dediği cilt problemim geçmiş durumda, makyajlı sayılırım, saçlarım düzgün. Yani genel geçer bir kötü görünme durumum yok. Ama İrem neyin var diyor. Evet neyim var. Yani evet bir şeyim var. Bunu İrem anlıyor. Belki bunu ben bile anlamıyorum. Bunu İrem anlıyor.
Bir sonraki karede bir cafede oturuyoruz. Ben karşımdaki kadının yakın zamanda yeni bir ilişkiye başlamış olduğu bilgisine sahibim, ama gariptir, ben konuşuyorum. Gariptir, ben anlatıyorum. Konu benim. Ben, konuya hakimim. Ne anlattığımı biliyorum. Derdimin ne olduğunu biliyorum. Halbuki geri sar filmi, atıyorum evde Fatma abla neyin var senin dese ve gitseydi, bu soruyla baş başa kalsaydım, kendime anlatamazdım o an. İrem baktı, neyin var dedi ve ben anlatıyorum. Düzgün, mantıklı cümleler kuruyorum. Kendi sesimi duyuyorum, anlattıklarımı anlıyorum. Kendime hak veriyorum. Kendimi anlıyorum. Kendimin sırtını sıvazlıyorum. Sonra bana da gerek kalmıyor. İrem diyor ki, sen hem durumunun zorluğunu yaşarken hem de “niye?” diye sorarak zorluğunu iki katına çıkarıyorsun. İrem diyor ki, sen kendi üstüne çok fazla geliyorsun. İrem diyor ki, durumunun “normal” olduğunu kabul etmiyorsun. (İrem demeye getiriyor ki, bunalımınla bile yüzleşemiyorsun.) İrem diyor ki, hayata güç ver, bırak. İrem diyor ki, her şeyi kendin çözmek istiyorsun, biliyorum, doğrusu da bu, ama bazen her şeyi kendin çözemezsin, o zaman hayata güç ver, bırak o çözsün. İçimden diyorum ki, zaten öyle olmadı mı? Ben çözemedim, bıraktım, dışarı çıktım ve hayat dedi ki, sen İrem’i aramayı akıl etmiyorsun, veya belki de yediremiyorsun kimseye ihtiyacın olduğunu, ama ona ihtiyacın var ve ben onu karşına çıkarıcam.
İnsanları sevmiyorum diyorum. Beni bile sevmiyorsun diyor. Gülüyor. Seni bile sevmiyorum diyorum. Gülüyorum. Bugün ilk kez gülüyorum. Bu duyguna hak ver diyor. Bu duyguyu yaşama hakkını ver kendine. Bazen hiç kimseyi istemeyiz. İsteme.
Ben telefonda konuşmayı özledim ama kimseyi aramıyorum diyorum. Ben telefonda konuşmayı özledim ama kimsenin beni aramasını istemiyorum diyorum. Ben telefonda konuşmayı özledim ama telefonum çaldığında, üzerinde gördüğüm isim her ne olursa olsun bir süre bakıp zorlanarak açıyorum/açmıyorum diyorum. Ben telefonda nasıl konuşulduğunu unuttum diyorum. O an, uzun süredir ilk kez beni ev telefonumdan sık sık arayarak dakikalarca muhteşem doyum alarak sohbet ettiğim birinin beni nasıl da hayal kırıklığına uğrattığını ve o güzel tadın nasıl da acılaştığını hatırlayıp, içtiğim kahvenin yanına koydukları kurabiyeyi sokuşturuyorum ağzıma, o acı tadı unutmak için.
İrem diyor ki, telefonda kimselerle konuşmaman, senin konuşmaman değil, konuşacak birini bulamamandır. O sohbetin tadını yakalayamamandır. İnsanları bu aralar sevmemen, senin sevmemen değil, belki de şu aralar etrafında olan insanların seni doyuramamasıdır.
İnsanlar beni yoruyor diyorum. Sanki hep istiyorlar oysa ben hiç bir şey almadığım insanları nasıl da sevdim nasıl da hiçbir şey deme hakkını bulmadım kendimde hiçbir sitem hiçbir istem hakkı bulmadım, ben mi hatalıydım, bu insanları kıskanıyorum bazen bana söyleyebildikleri, benden isteyebildikleri şeyler için, diyorum. Verici olmaya, hep gülümsemeye alışmış ve alıştırmış olduğum için, ne ben alışabiliyorum bu elimde olmadan veremeyen halime, ne de etrafımdakiler, diyorum. Sen diyor İrem bir yolda giderken etrafındaki insanları da vericiliğinle sevginle besleyerek onları da yanına alarak beraber yürüyorsun. Ne zaman ki sen onları geçiyorsun, onlar geride kalıyor, o zaman alıştıkları sevgiyi alamadıkları zaman sana sitem ediyorlarsa yürü yoluna devam et, yalnız olacaksın ama bu senin sen olma bedelin diyor. Sen hep ilerlemektesin çünkü hiç yerinde saymıyorsun sayamazsın diyor.
Sana hayatındaki gelişmeleri soramadım diyorum. Bırak diyor. Tamam insanları aramama hakkını kullan, ama bazen sırf sen anlatmak ihtiyacı duyduğunda, sadece seni dinleyebilecek biri varsa, onu da es geçme, diğerleriyle aynı kefeye koyma, onu ayırmayı ve bundan faydalanmayı öğren, bu hakkını da sonuna kadar kullan diyor. Şaşırıyorum…Alışık değilim diyorum. Biliyor.
(Arada dayanamıyor, konuşturuyorum, ilişkisinin ne kadar güzel gittiğini anlatıyor. İçimi bir huzur kaplıyor.. Bir de umut...)
Boşluğu anlatıyorum. Hep boşluk istemiştim, nasıl dolduracağımı bildiğimi savunurdum şimdi onu da yapamıyorum diyorum. Yaparsın diyor, kendini kandır, oyala bir şeylerle, yoluna girene kadar, ağzına bir emzik ver ve gerisini hayata bırak diyor. Ne bileyim, hep İstediğin dvd’leri al, izlemen gereken filmlerle başla mesela diyor.
Eve iki dvd alıp, güleryüzle giriyorum.
İşte diyorum, hayata bağlanmam bu kadar basitmiş, iki dvd mi hayır, bunu bana gösterebilen bir tek sensin diye mesaj atıyorum İrem’e.
Çok küçücük bir şeydi ihtiyacın olan, belki sadece kambur otururken dikleşmek gibi, veya saçlarını bir toka ile bağlayıp oh be demek gibi. Sana anlatılacak çok şey olduğunu sanıp sonra hiçbir tepki vermediğinde suçu sana atanlara asla yüz verme. Tepene çıkıp seni aşağıya çeken saçmasapan bir ağırlıktan başka bir işe yaramıyorlar. Filmleri bulman süper olmuş. Seni çok seviyorum, diyor bana mesajında. Ben de onu çok seviyorum.
edit: aynı duyguyı farklı kelimelerle anlatan bir
blog yazısı... aynılığı şaşırttı ama oluyor işte, zaman zaman oluyor hepimize...
Yorumlar
sevgiler
gecmis olsun..arkadaslar da böyle günler icin zaten, yalniz bazen her ihtiyacimiz oldugunda hemen orda olamayabiliyorlar, bazen bizim de yardima ihtiyacimiz oldugunu ifade etmemiz ve birini aramamiz (seek for anlaminda, telefonla degil yani) gerekebiliyor..
Ne oldu, hem merak ettim hem de tahmin, benzer bi durumu bir kac ay öncesinde yasamis biri olarak sanirim anladim.. Hard times come easy demisler, böyle zamanlar geliyor, hem de sikca, ama insan hayatina devam ediyor (aci da olsa, herkes ayni seyi de söylese) ve insan, Irem arkadasinizin da deyimiyle, kendini oyalayacak bir seyler buldugu an zaman daha cabuk geciyor. Arkadasinizin verdigi fikir güzel, yapmak isteyip yapamadiginiz seylere zaman ayirmak..bana da cok yardimci olmustu. Eski tutkum olan Voleybola basladim örnegin yeniden, uzun zamandir göremedigim arkadaslarimi gördüm, onlarla bir seyler organize etmeye basladik.. Ve simdi, düzenli görüstügüm, birlikte bir seyler yaptigimiz ve bundan cok keyif aldigim yeni bir arkadas grubum var, organize ettigimiz oyun aksamlari ve korku geceleri geleneksel denecek bir hal aldi, bir takimda düzenli VB oynuyor ve turnuvalara katiliyorum. Cok iyi degilim, ama daha iyiyim, ve mutlu olmayi benim de hakettigimi göreli beri mutluyum da.
Ne olur siz de üzülmeyin artik..
Sevgiler,
Eda
ne oldu merak demissin: kendimi ikinci ucuncu besinci plana attigimi hem de cok fazla attigimi farkedip insanlardan deli gibi uzaklasip yalniz kalmak, o arada is guc gibi durumlarla ilgili de napicam derken eyvah durumlari, kisaca yalnizlik ve bosluk...ne guzel yapmissin voleybol, oyun aksamlari vs..lazim boyle seyler, ben de buluyor gibiyim, sevgiler:)