Türk Rock’ı ve Dişler…

60’lar, 70’ler…

Moğollar, Barış Manço, Cem Karaca, Mavi Sakal, Erkin Koray, Grup Bunalım, Kurtalan Ekspres...

80'ler, sessiz dönemler...

90’lar ve sonrası…

Bulutsuzluk Özlemi, Teoman, Özlem Tekin, Şebnem Ferah, Athena, Duman, Egoist, Demir Demirkan, Ogün Sanlısoy, Mor ve Ötesi, Redd ve nicesi…

Geçtiğimiz günlerde Boğaziçi Üniversitesi Müzik Kulübü’nün düzenlediği Türkiye’de rock müziğin son on yılı başlıklı bir panel düzenlendi. Panelde Vega grubunun solisti Deniz Özbey, Ogün Sanlısoy, Kurtalan Ekspres’ten Ahmet Güvenç ve Yüksek Sadakat grubunun üç üyesi katıldılar. Altay Öktem ise paneli yönetti.

Birçok şey konuşuldu ama özellikle iki konu ağırlıklıydı. Biri rock müziğinin popülerleşmesiydi. Rock müzik neydi, pop müzik neydi, rock müziğin popüler olması kötü müydü, rock müzik içinde başka öğeler de bulundurabilir miydi, teknoloji müziği nereye götürüyordu, Anadolu rock ne demekti? Ahmet Güvenç Anadolu Rock ayırımına karşıydı, rock müziği anadolu’da yaptığımıza göre elbette hepimizin yaptığı müzik Anadolu rock müziği, bunu ayrıca belirtmenin bir alemi yok dedi. Gerçekten de rock müziğin popülerleşmesi benim de kafamı karıştıran bir durum. Rock müzik duruş olarak genelde sert, agresif ve derdi olan bir müzik türüdür. Rock aslında bir yaşam biçimidir. Pop müzik diye adlandırdığımız hafif müzikle kesinlikle bir ilgisi yoktur, amaç sadece eğlendirmek, coşturmak veya sadece aşkla meşkle ilgili sözler yazmak değildir. Çünkü rock müziğin doğuşu aslında dünyanın getirdiklerini kabul etmeme, topluma dayatılan normlarla beraber her yerde etkisini gösteren sömürüye tepki olarak başlamıştır diyebiliriz. Böyle bir isyan durumunun ise popüler olması yani tüm halk tarafından benimsenmesi çok beklenen bir durum olmadığından, rock müzik her zaman geride kalmayı tercih etmiş, deyim yerindeyse underground bir duruş benimsemiştir. Fakat MTV gibi küresel bir müzik kanalının varlığı, yapılan her tür müziğin eğlenceli kliplerle bezenerek tüm dünyaya ulaşmasına ve benzeşmesine, dolayısıyla da popülerleşmesine yol açmıştır. Bu gelişmenin ülkemizde benimsenmesi de doksanların sonlarında Bulutsuzluk Özlemi, Kargo, Athena, Duman gibi gruplar, rock müzik tınılarını kullanan albümler yapmalarına rağmen, klipleri, albüm reklamları, radyo promosyonlarıyla popüler olmuşlar, herkes tarafından sevilmişlerdi. Grupların yanı sıra Özlem Tekin, Aslı, Şebnem Ferah, Teoman gibi tek kişi çıkıp rock müzik yapanlar da oldu. Hepsinin albümleri çok sattı, konserleri hıncahınç doldu. Rock müzik popüler oldu, kafalar karıştı. Bu durum sadece Türkiye’de mi böyleydi elbette hayır. Alternatif müzik patlaması dünyanın her yerinde kendini gösterdi. Rock sanki biraz yumuşadı. Daha sonra elektronik müziğin pop’a ve rock’a karışmasıyla, teknolojinin müzik açısından da inanılmaz gelişmeler göstermesiyle, iki nota bilen, biraz kulağı olan ve evinde sistemi bulunan herkes müzik yapabilmeye başladı. Rock’un o muhalif, zor şartlarda ortaya çıkan, sert duruşu değişiverdi sanki biraz…

Neyse uzattım, panele damgasını vuran ikinci önemli konu ise müzikten para kazanmak ve albüm satışlarıydı. Önce mp3 çıktı mertlik bozuldu dendi, hırsızlığa eşdeğer olduğunun altı çizildi, özellikle Ogün Sanlısoy bu konuda pek sivri konuştu. En sıkı rock’çı Ahmet Güvenç bile müzisyenlerin para kazanması gerektiğini yoksa bir süre sonra üretmekte zorluk çekebileceklerini söyledi. Yüksek Sadakat ise bu konuya daha yumuşak baktı. Zaten sonuçta rock müziğini asla para kazanmak amaçlı yapmadıkları, bedava da olsa gerçek rock’çıların müzik yapmaya devam edecekleri konusunda birleştiler. Gene de bir müzisyeni çok seviyorsak, albümlerini alarak, konserlerine giderek ona destek olursak sevineceklerini söylediler. Bu konu da kafamı karıştırdı aslında. Bir açıdan elbette, insan yaptığı işin, emeğinin elbette karşılığını almalıdır. Ama öte yandan müzik senin işin değil yaşam biçiminse, ne kadar sattığı çok da umurunda olmamalıdır. Önemli olan paylaşmaksa, mp3 sayesinde çok indirilmiş olması bile onu mutlu etmelidir. Hem ben popüler olmak istemiyorum ben rock’çıyım deyip hem de niye albümlerimiz satılmıyor demek biraz abes oluyor sanki.. Ben tam bir mp3 manyağıyım ve herhalde tüm plak şirketleri, tüm sanatçılar benden ve benim gibilerden nefret ediyordur. Ama şöyle de bir şey var. İnternette bedava olan bu mp3 olayının ilk mantığı neydi? Tanıtım amaçlı olması. Dinle, bilgisayarından sil ve beğendiysen git albümünü al. Ama kimse bilgisayarından silmedi, mp3 player’in da çıkmasıyla albüm almaya gerek kalmadı. Ama gene de şöyle bir şey var, kendi adıma konuşayım ben de aslında indirdiğim tüm mp3’leri aslında tanımak, öğrenmek amaçlı indiriyorum ve, tamam silmiyorum belki ama gerçekten çok çok beğenirsem gidip albümünü alıyorum, çünkü gerçekten de CD kapağıyla, kabıyla, sevdiğin bir albümü elinin altında bulundurmak, arşiv yapmak hala aynı tadı koruyor bence. Üstelik arabalarda mp3 player’ları çalıştırmak teferruatlı bir iş, o yüzden CD hala alınıyor. Arabada kasetçalar varsa kaset bile alınıyor valla. Hoş şimdi mp3 çalan arabalar filan da çıkıyor. E çıkıyor kardeşim biz ne yapalım? Ya gerçekten mp3’lerin tanesini 1YTL’den filan satsınlar, ki bunu yapan şirketler var, ya da mp3 hırsızlıktır demesinler.

Sonuç olarak panelle ilgili şunu söyleyebilirim, fikirlerinin hepsine katılmasam da, Ogün Sanlısoy’un ve Yüksek Sadakat üyelerinin konuşma şekillerini çok takdir ettim. Çok bilgili ve çok tane tane konuşan, iyi yetişmiş, gerçekten gurur duyulacak gençler. Deniz Özbey çok tatlıydı ama pek konuşmadı, derdini anlatamadı ve Ahmet Güvenç’le biraz gerildiler filan… Ahmet Güvenç haklı ukalalığını konuştururken panel yöneticisi caanım Altay Öktem ise haklısınız haklısınız demekten öteye gidemedi pek.

Aaa bir de bir anekdot, şehir efsanesi gibi anlatılan bir hikaye gerçekmiş. Pentagram ilk albümlerini yaparken o kadar maddi zorluk çekmişler ki, ilk parçalarının yer aldığı bantların üzerine yeni parçalarını kaydetmek zorunda kalmışlar. Daha sonra maddi sıkıntılarını bilen Pentagramseverler, bu albümü üçer beşer alarak onlara katkıda bulunmuşlar. Ogün Sanlısoy, “işte, sevdiği müzisyene sahip çıkan, ideal müzik dinleyicisi” diyerek anlattı.

Son bir anekdot: Geç başlayan panel öncesi Zeynep’le sohbet ediyoruz, Fazıl Say’ın fotoğraflarını gördün mü dedi, yoo niye dedim, aaa bir fotoğrafı çıktı, dişler berbat sapsarı olay oldu adamın dişleri dedi. Tüh kaçırdım dedim. Ya aç google’ı fazıl say dişler yaz çıkar karşına diyince ben bir kahkaha!!! Koskoca Fazıl Say, google’da arıyosun, Fazıl Say ve konseri değil, Fazıl Say ve piyano değil, Fazıl Say ve ödül değil. “Fazıl Say ve dişler.” Fazıl Say’ın adının Hande Ataizi’yle anılmasına üzülenler olmuştu ben hiç yadırgamamıştım, o da bir insan, aşk yaşayacak tabii filan. Ama Fazıl Say’ın adının dişler’le anılmasını hiç beklemiyordum.

Yorumlar

Popüler Yayınlar