son son olan biten


İrem'le her pazartesi sabahı bir film izleyip, gene her pazartesi, seçtiğimiz kitapta geldiğimiz yere kadar olan bölümü tartışmaya karar verdik. Böyle aktiviteler için bir kuvvet gerekiyor, ne yalan söyleyeyim. Ben böyle şeyler yapmaya karar verdiğimde tek başıma, önce harika bir şekilde başlıyor, sonra o gücü bulamamaya başlıyor/yaptığımı saçma, gereksiz, zaman kaybı olarak görmeye başlıyor ve sonunda vazgeçiyorum. O yüzden, evet İrem, evet kuvvet.


İzlediğimiz ilk film tip olarak da İrem'e benzettiğim Sandra Bullock'un başrolde oynadığı bir filmdi: Sıradışı/Premonition. İlgi çekici, etkileyici bir filmdi, hayatının kurgusu karışmış bir kadın, iyi fikirdi. Fakat belki de biz filmi hiç anlamamışızdır film bambaşka birşey anlatıyordur çünkü 13-14 yaşlarında 8 adet kız çocuğu, içlerinden birinin babasıyla birlikte gelmiş, şansımıza aynı gün aynı saat aynı salonu seçmişlerdi. Film başladığı andan itibaren o kadar çok konuştular o kadar çok bağırdılar, o kadar çok şımardılar o kadar çok terbiyesizleştiler ki, gerçekten abartmıyorum, böyle bir gençliğin yetişmesini istemedim. Defalarca kibar dille uyarmamıza rağmen hiçbir utanma duymadan gayet terbiyesizce bize laf yetiştirdiler. Durum o kadar vahimleşti ki bir ara kafamıza pop corn yiyor ama sanki hiçbirşey olmuyormuş gibi davranıyorduk. Film biter bitmez salondaki izleyicilerden bir kadın önce kızları haşladıktan sonra önde oturan babaya saydırdı. Asıl kabahat ondaydı çünkü gerçekten de, kadının dediği gibi sorumluluk ondaydı ama adam da asla kabul etmiyordu, bana ne ben kızımdan mesulum o da yanımda oturdu diye ağzından salyalar saçarak bağırdı. Salondan resmen negatif elektrik yüklü çıktık. Birşey yapamamış olmak içimizde kaldı resmen, kibar konuşsak olmadı, bağırsak olmadı, ne birşey öğretebildik o çocuklara, ne onları salondan atabildik. Böyle bir gençlik yetişmesin.


Sonra Tanrılar Okulu adlı kitabı birlikte okumaya karar verip ayrıldık İrem'le. Hemen gidip edindim kitabı. İlk bölümü su gibi okudum. Osho tadı verdi. Bazı alıntılar yapmadan geçemem:



-... dünyanın tüm problemlerinin ilk sebebi ve kökeni, insanlığın negatif
düşünme ve hissetme alışkanlığıdır. Bu dünyanın en korkutucu hastalığı
kanser veya AIDS değil, insanın ihtilafa meyilli düşünme
alışkanlığıdır.

- ..."ben" bir küfürdür. "ben", içinde taşıdığın ayrılıktır. "ben", senin yalanlar ordundur. ancak kim olduğunu biliyorsan ben diyebilirsin, yaşamının efendisiysen, bir iraden varsa...

- ... bağlarından kurtul.. kendini özgür kıl.. kabullen.. kim olduğunla bilinçli olarak karşılaşmaya razı ol...

- ...teslim olmak ve sahip olmak, kişinin her yaptığı şeyde bulunması
gereken temel unsurlardır.

- ... irade olmadan düşünceler, duygular ve arzular, oluşun içinde başıboş
dolaşan serseri kıymıklar gibidir ve sen evrenin insafına kalmış küçük bir
parçacıksındır.

- ...hiç kimse veya hiçbir şey seni bağımlı olmaya zorlayamaz; bunu ancak sen yaparsın.

-...bağımlı olmak kişinin kendisine inanmayı kestiğinin ve yaratmayı bıraktığının göstergesidir.

- .. benimle böyle konuşma yetkisini size kim veriyor?
.. sen!

- ...istediğin herşeyi elde edebilmekten kendini alıkoyan tek kişi sensin! Düşle, sürekli düşle, düş varolan en gerçek şeydir.

- ... annenle babanın, eğitmenlerinin, kötülük uzmanlarının ve felaket çığıtkanlarının kafana doldurdukları her şeyi boşlayıp arkanda bırakmalısın. onlardan kurbanlık bilincine nasıl düşüleceğini öğrendik, sefilliğe yoksulluğa ve hastalığa nasıl yol açılacağını.. onlardan ölmek için binlerce yolu öğrendik.

-...bir kişi yaşamındaki olayları değil, yalnızca onları göğüsleme biçimini
değiştirebilir.

- kendini, geçmişini bağışla. endişeler, şüpheler ve korkulara kapılmayı
bıraktığında geçmişin iyileşecektir. işt kendini yürekte bağışlamanın anlamı budur.


Ah bilip de yapamamak....


Şu an TurkMax diye bir kanalda Burhan Öçal'ın sunduğu bir
program var. Konuklar Aylin Aslım, Buzuki Orhan, Selim Sesler ve
Gülay'dı
. Gerçekten şahane bir programdı. Aylin Aslım'ın saçları ve
Gülay'ın ses tonu, yorumu kaldı en çok aklımda :)


Ha bi de bu Burhan Öçal ve Teoman tıpatıp aynı mı
konuşuyorlar ne? Bunu yazarken ne zaman Burhan Öçal konuşsa, aa Teoman da mı
konuk diye dönüp haa Burhan'mış dedim. Hem konuşma ses tonu, hem de diş
yapısından kaynaklanan fısır fısırlığı, aynı resmen, ilginç.


Yarın bir aksilik olmaz ise Caulerpa ile Vega konserine gidiciiiz.
Geçen hafta ise Serap'ın yeni
taşındığı dünyalar şirini evinde cevizli kek ve çay eşliğinde Serapçığımla
muhabbetin dibine vurdum. Blog kızlarını seviyorum yahu :)


Şu kitabı çevirmeyi ne zaman bitiriciim ben? Aklımda doktora hayalleri, bir
yandan iş güç fikirleri... Of of gene kazan kafa...



Yorumlar

QM dedi ki…
ben kafama o popcorn'lari yeseydim doverdim o adami..simarik cocuk sevmiyorum, buyumus de kuculmus cocuk da sevmiyorum...aslinda cok da cocuk sevdigim soylenemez..bebek severim ama, yine de oyle aguk guguk yapmam bebege :)
MeliS dedi ki…
varya qm saka gibi, demin bizde bir akrabamiz ve yeni dogmus bebegi vardi. kelimenin tam anlamiyla aguk guguk yapilacak bir bebek zira daha bir aylik bile degil ve kucagima veriverdiler ne yapacagimi bilemedim. cok istiyorum cocuklarim olsun filan ama boyle uc gram cocuk kucagina konunca, bir de sinemadaki simarik bebeleri dusununce mmhh ne sorumluluk ama...
serap dedi ki…
meliiiis ama ama sen kendin 3gr sın zaten:))
vega olayına katılamadım yorgunluktan bayılmısım evde..:)
ben bu kitapla birlikte "terbiyesizliğin teorisi" kitabı da netten sipariş verip sonra ıkısının bıraz agır gelecegını dusunup iptal etmiştim..son yorumlarından sonra karar vericiim ...
sonra her zaman beklıyorum..bardaklarını salondan mutfaga almadım hala..orda olunca sankı yenı gıtmısın gıbı oluyor:))
öptmmm
diinimalist dedi ki…
meliiisss pazar sabahı (11 gibin ) afm fitaş ta spiderman 3 ü izleyelim mi.. ama esofmanlarla olcazz sanki yataktan kalkıp salona gidip tv açmış gibi ehhee ne dersin bebeq.. kihkih and mojokks

Popüler Yayınlar