gel biraz konuşalım...

filozoflar insanlara ego'yu unutturmaya çalışırken, psikologlar hastalarının sinirlerini almaya çalışıp sakinleştirici ilaçlar yazarken, sen tersten gidiyorsun. olmayan egon, alınmış sinirlerin ve gereksiz olgunluğunun ağırlığını hiçbir psikoloğa anlatamıyorsun. arkadaşlarına anlatman da zor oluyor. anlamaları için illa yaşamaları gerekiyor. aslında yaşasalar bile anlayamazlar çünkü onlar sen değiller. ah hakan günday, her kitabında kaç özlü söz yazacaksın daha? kinyas ve kayra'da dediğin gibi : "Seni anlıyorum" demek büyük bir yalandır. Kimse kimseyi anlayamaz ve tanıyamaz dünyada. Var olan en sağlam zırh insan vücududur...Beş duyunun algıladığı kadar anlarsın aileni, sevgilini, çocuğunu. ve azil'de dediğin gibi: Aynı yüzün taşıdığı iki göz bile dünyayı tamamen farklı algılıyordu...kendi gözlerinden kuşku duyduğu o anda, yabancı yüzlerin neler görebileceğini düşünmek bile istemedi...

hayatta en nefret ettiğin şeylerden biri önyargılar ve kolay çıkarımlarken, sen hala acaba eleştiriye mi açık değilim kaygısındasın.. varsın öyle olsun, bu da benim hakkım olsun diyemiyor musun? herşeyi hep kendinde aramak da neyin nesi? mükemmeliyetçiliğin daha ne kadar acıtacak canını? koyduğun çıtaların yüksekliği daha ne kadar zıplatacak seni? tabii ki zıpla, ama ne zaman dinleneceksin?

herkesi olduğu gibi kabul ederken başkalarının seni olduğun gibi kabul etmediğinden yakınırken aslında senin kendini olduğun gibi kabul etmediğini nasıl oluyor da atlıyorsun? kendi isteklerine ne zaman öncelik tanıyacaksın? ne zaman birini gerçekten hayal kırıklığına uğratabilecek ve kendini ortaya koymuş olmanın rahatlığıyla bundan zerre kadar pişmanlık duymayacaksın? işte o zaman birileri sana ne kadar iyisin veya seni kim sevmez dediğinde canın yanmayacak, kötü olmak istemeyeceksin, sevilmemek istemeyeceksin. çünkü insan olacaksın, herşey olacaksın, iyi kötü, doğru yanlış, hatalı hatasız, güzel çirkin...gerçekten sevene inanacak, gerçekten sevmeyene saygı duyacaksın.

Ah, çok ayıp ediyorsun, çok günah işliyorsun, çok yazık ediyorsun, bırak, ne olacaksa olsun...

Yorumlar

jack.k dedi ki…
kimileri için ya da iyi, seven insanlar için "seni anlıyorum", "seni anlamak istiyorum" demektir biryerde.

mükemmelliyetçilik ve iyi insan olmanın getirdiği vicdanı rahatlatma halleri, bir yanda iyilik bir yanda güç savaşı.

çok mu karışık oldu ama aklıma gelen bunlar..
Ahu dedi ki…
Melo, seni anlamaya adamışım ben şu yalan dünyayı !!! ::::))))))
Ahu dedi ki…
'ben seni anlatmak istiyorum artık' lar, 'seni özledim'ler, 'beni en iyi sen anlıyorsun'lar... 'neden anlamıyorsun!!??'lar... hayatın tekrarları bunlar bence...
MeliS dedi ki…
jack, bir yanda iyilik bir yanda guc savasi demissin ve olayi bitirmissin aynen oyle.
ahusum benim, biz gozlerimizin icine baktik anladik be birbirimizi, o derece yani :)
turquoise dedi ki…
Eski romadan kalma bir soz sanirim, su aralar bir kac yerde tekrar ediliyor "there is no good deed that goes unpunished" Biz akdenizlilere ozgu bisey olsa gerek. bir nevi alisveris hayat... Her sabah sokaga inip de civil civil pozitif enerji ile dolan nukleer veletler degiliz, herkese almadan vermek nereye kadar? Iyi olmanin, dusunceli olmanin, fedakarligin geregi diyerek dolduramadan savurdugumu ruhumuzun hazineleri gun geliyo tukeniyo, iste o zaman icimizin etini, kemigini tuketiyo vermeye alisan ruhumuz... Hayir demeyi basarabilmek ve bunda ustalasmak, zamanla hislerin yerini mantiga birakmasinin, kisinin benliginin istahini ve arzularini one cikarmasinin bir sonucu... yani buyumenin, profesyonel hayatin gri takim elbiselerinin renksizliklerinin benlige islemesinin... iste bu noktada benetton'un renklerini arada cikarip tekrar ruhuna giydirebilmek icin sandiklamanin, sandigi da naftalinlemenin zamani gelmistir... her an cikarip giyebilirim diye acikta bekletilen ama bir turlu giyilemeyen o ruh hallerini daha fazla guveler yemeden...

anyway, gece 2:30...

Popüler Yayınlar