Mary ve Max




Ben tek çocuğum. Çoğu tek çocuk gibi ben de dışarıda kardeşimi aradım. Demek insan yapısı aslında kardeşe teşne... Yalnızlığa değil... Yalnızlığı severim, bakma... Ama belki de alışmak zorundaydım ve sevmek... Ama severim, yani demek ki alışabildim. Gene de bir kardeş isteği... Ben kardeşimi okullarda aradım, ben kardeşimi mahallelerde aradım, yazlıktaki komşu çocuklarında, vapurda yanımda oturan insanlarda... Aradım, buldum sandım, kardeşim yaptım, sonra değilmiş, gittiler, hiçbiri kalmadı, ben yalnız kaldım. Benim lisede çok yakın bir arkadaşım vardı. Ben lisede biraz problemli bir çocuktum. İçime kapanıktım, sosyal değildim, kendime güvenim yoktu, ama kafam çok çalışıyordu, kafam fazla çalışıyordu, kafam derin çalışıyordu, yaşımdan olgundum, bu sebeplerden ötürü arkadaşım dostum azdı ama özdü de, çünkü bu tarz bir kişilik, benzer kişilik yapısında insanlarla karşılaşınca, ortaya çok büyülü bir paylaşım çıkar. Konuşmadan anlaşmalar çıkar, birşeye bakıp aynı anda bakışıp gülmek çıkar, bu paylaşımdan bağ çıkar, bu paylaşım insanları bağlar, ama bu bağlar, sıkı değilse koparlar... Benim lisede çok yakın bir arkadaşım vardı. O da biraz problemliydi, o da sosyal değildi, onun da kafası çok çalışıyordu, o da yaşından olgundu, o bir erkekti, biz sanki birbirimizin karşı cinsteki versiyonlarıydık, konuşmadan anlaşır, paylaşırdık, birbirimizi çok severdik. Bir gün, kar yağıyordu, 16 yaşında çocuklar olarak tüm sınıf çok heyecanlanmış, cama koşmuştu,herkes bağırışmaya, şımarmaya başlamıştı, bense, 16 yaşında bir çocuk olarak yerimden kalkmamıştım, bilmiyorum, kar beni o denli heyecanlandırmamıştı, oturduğum yerden de görebiliyordum, üstelik bağırıp çağıracak birşey yoktu. Çocuklardan biri, ne kadar sıkıcısın dedi, yakın arkadaşım ise, ne kadar olgunsun, seni o kadar iyi anlıyorum ki dedi akabinde... Gözlerim dolacakken birden kendime gelmiştim onun bu sözleriyle... Unutmam... O arkadaşım sonra üniversite okumak için Avusturalya'ya gitti. Giderken ev adresimi almayı ihmal etmeden. Ve mektuplaşmalar başladı. Sayfalarca, mürekkeplerce... Ne büyük bir heyecandı tanrım, posta kutusuna bakmak, onun mektubunu beklemek, gelmediğinde sabırsızlanmak ve meraklanmak, geldiğinde evet, çığlık atarcasına, şımarırcasına coşku duymak, heyecanlanmak. O heyecanla, büyük bir özenle zarfı yırtmak, içinden çıkan gizemli kelimelerin içine dalmak... Hemen cevap yazmak, rengarenk kağıtların, süslü zarfların içine koyup yollamak ve aldı mı acaba diye merak etmek, bir seferinde mesela mektubu doğumgününe denk getirmeye çalışıp acaba ulaştı mı diye meraktan deliye dönmek... Bir süre sonra karşılıklı hediyeleşmeye başlamak... Zarfın içinden mektup dışında, kırılmış tütsülerin, sabunların, küpelerin, defterlerin, cd'lerin, doldurulmuş kasetlerin, fotoğrafların çıkması... Tanrım, o ne büyük bir heyecandır,o nasıl bir ritüeldir, o nasıl bir büyüdür... Sonra 1999 yılında hayatıma, hayatımıza internetin girmesi... Mektupların yerini chat'in, e-mailin alması. Heyecanın çat! diye, elektriklerin çat diye gitmesi gibi, çat diye bitivermesi. Hediye yerine sanal e-cardlar, emaille atılan fotoğraflar, bir ritüelin sonu... Avustralya'dan gelen arkadaşın artık o arkadaş olmaması, belki benim artık ben olmamam, hiçbirşeyin eskisi gibi olmaması, toparlamaya çalışılsa da, yolda gelirken zarf içinde kırılmış tütsüler gibi hiçbirşeyin bir daha biraraya gelememesi... Ama gene de bu anıların, o kırık tütsüler gibi güzel kokması... Ben bunları yaşadım. Sonra üzüldüm, ağladım, yalnız hissettim. Sonra geriye attım. Unutumaya çalıştım. Sonra unuttum. Arada hatırladım, sonra çok unuttum. Yıllarca unuttum. Sonra ben, geçenlerde bir film izledim. Ben geçenlerde bir film izledim ve filmin onbeşinci dakikasında hüngür hüngür ağlamaya başladım. Avustralya'da yaşayan asosyal ve problemli ve yalnız ve mutsuz Mary, rastgele eline geçen bir Amerika adresine mektup yazar. Tesadüf o ki yazdığı kişi 44 yaşında bir adam olmasına rağmen, asosyal ve problemli ve yalnız ve mutsuzdur. Birbirlerine mektuplar yazmaya, hediyeler yollamaya başlarlar... Yıllarca.. Film, o meşhur klişe cümleyle biter, akrabalarını seçemezsin ama arkadaşlarını seçebilirsin. Ama benim gözüm seçemiyor artık, nerede bu arkadaşlar? Nerede, aslında kimi zaman akrabadan, kimi zaman bir aşktan daha önemli olan bu can yoldaşları? Ne oldu bize? Nerede, ne oldu da bıraktık çaba sarfetmeyi? Filmde, büyüyünce delicesine tutkuyla aşık olduğu erkekle evlenen Mary, sırf Amerika'daki arkadaşını kırdığı için hayata küsüyor, o aşık olduğu adamı bile görmüyor gözü. Çünkü dostluk bazen herşeyden önemli, aşk başka birşey, bir tene de aşık olabiliyor insanoğlu, bir kokuya da, bir sese de, hiçbir ortak yanı olmayan bir insana da aşık olabiliyor, hiçbirşey paylaşamasalar da aşık kalabiliyor, anlatılamaz sebeplerden ötürü... Oysa dostluk öyle mi, dostluk paylaşım, dostluk, benden bir tane daha var hissiyatı, dostluk güvence, dostluk konuşmadan da anlaşmak... Dostluk o tütsü kokusu... Mary ve Max...

Yorumlar

aikon dedi ki…
ıf istanbul dan bilet aldım izleyince ..yazınızı tekrar okuycam
me dedi ki…
Ayrıca "kardeşin duymaz, el oğlu duyar." Filmi izlemeli.
Ewwel dedi ki…
Bende de böyle bir lise arkadaşı var. Ama o bir kız. Cinsiyet bu anlamda farketmiyor. Lisede hiç bir topluluğa adapte olmazken birbirimize yazdığımız mektuplarla çok matrak ve garip bir dünya kurmuştuk.. Okulu kazandıktan sonrası için de durum aynı gitti. Arada bir hala çıkarıp okuyoruz o mektupları. Büyüdükçe tılsımımızı kaybettiğimiz yetmezmiş gibi birde internet girdi işin içine. Ve evet dost bulmak zor.
Adsız dedi ki…
iyi ste yaw. :)
aikon dedi ki…
İzledim..insanın içini burkuyor ve bir o kadar renklendiriyor..
Emre GÜNEY dedi ki…
Çok güzel yazmışsın. Bu film harddiskimde duruyor ama daha izlememiştim. Filme o kadar yoğunlaşmadım. Yazın çok güzeldi. Diline, yüreğine sağlık.
hiçbir fikrim yok dedi ki…
meraktan soruyorum, popmundo isimli oyunla bi bağlantınız var mı acaba?
Pink Freud dedi ki…
Ben de çok istedi bi sürü kardeşim olsun, yalnız kalmıyım ama olmayınca olmuyor..
Adsız dedi ki…
cok guzel yazmissin gercekten.dostluga bende cok onem veririm.internetin hayatimiza girmesinin guzel yanlarininda oldugunu dusunuyorum.ornegin bu mesaji sana yazmam gibi.aska gelince; olup olmamak senin elinde degil.
sonuclarida bazen cok yikici olabiliyor.incinmekten korkuyorsan uzak durmaya calismak
en iyisi.gercek manada kafa dengi birisini bulmak cok zor.hayatin tadini cikarmaya bakmak lazim.
diinimalist dedi ki…
duy sesimi, geldim! geldim!:)

Popüler Yayınlar