Sevgi Eğitimi, İlişki Eğitimi, Cinsel Eğitim Şart!!!!



Birkaç gün önce bir güzel kadın, bir genç can daha yitti gitti.

Bu yıl 126 kadın şiddet görerek hayatını kaybetmiş. Bu yazıyı okurken sen, sayı farklı olabilir tabii.

Ben de ataerkil bir aile yapısında büyüdüm. Namus kelimesinin sadece kadınların dikkat etmesi gereken bir şey olduğuna ve sadece cinsellikle ilgili bir kavram olduğuna inanarak yaşayabilirdim çocuk yaşımda duyduklarımdan sonra kulaklarımı gözlerimi ve algılarımı dış dünyaya ve iç sesime kapasaydım. Kadın olmaktan ürktüm hep, memelerimden utanmalıydım, oram buram görünmemeliydi, dikkatli yürümeliydim, konuşmalarıma, samimiyetlerime dikkat etmeliydim, belli bir saatte eve gelmeliydim, fazla makyaj yapmamalıydım, saç rengim, kilom, sanki her şey sorundu aslında... Hep dikkatli olmam gerekiyordu. Hayat acımasızdı, sokaklar kabustu vs.

Sözlü taciz de edildim, minik çaplı bir saldırıya maruz kalmak üzereyken kurtulduğum da oldu, huzurumu tehdit eden mesajlar, mailler de aldım. 

Korkuyoruz. Kadın olduğumuz için hep bastırıldık ve korktuk, korkmaya da devam ediyoruz. Ülkemizde gittikçe artan cinayet vakaları, işleyenlerin anlattıkları akıl alır gibi değil. Filmde izlesek, bu kadar soğukkanlı anlatamaz, bunu yapmaya kıyamaz diyeceğimiz olaylar gündelik gerçekler haline nasıl gelebilir?

Eğitim eksikliği ne zaman çözülecek? Cinsel eğitim şart bu ülkede. Cinselliğin bu kadar uçuk kaçık, bu kadar ayıp günah, bu kadar saklı gizli bir şey olmadığı, yemek yemek, su içmek kadar normal bir şey olduğu ve namus kavramının insanın kişiliğiyle ve ahlakıyla ilgili olduğunu bir eğitim altyapısı çerçevesinde anlatmalıyız pedagojik olarak uygun yaştan itibaren çocuklara. Sevgiyi anlatmalıyız. Özgür iradeyi anlatmalıyız. Reddedilmeyi anlatmalıyız. "Erkek adam", "adam gibi adam" gibi egoları kırmalıyız. Hafif kadın, orospu ruhlu, rahat kadın kavramlarını yıkmalıyız. Kadın ve erkek cinslerinin eşit olmadıkları tek konu fiziksellik. Doğuştan. Erkeğin cinsel organı dışa doğru, kadının cinsel organı içe doğru. Birinin adı penis, birinin adı vajina. Penis bir güç göstergesi değil. Erkek kadına koymaz, kadını becermez, kadın bekaretini "kaybetmez", kadın erkeğe "vermez". Aslında kadın alır, erkek verir. Penisini verir, dölünü verir. Sevgisini verir, güvenini verir. 

Erkek genelde kas gücü olarak daha kuvvetli, kilo olarak daha ağırdır. Boyu çoğunlukla daha uzundur.  Kemik yapısı daha farklıdır. Bu sebeple beden gücünü kullanabileceği işlerle ilgilenmesi, bu tarz sorumluluklar alması çok doğaldır.

Kadın narindir, daha hassas bir bedene sahiptir. Doğurgandır. Anaçtır. Hareketleri de buna göre olacaktır elbet. Göğüsleri vardır çünkü anne olma ihtimali vardır kadının ve büyük bir mucize olarak bebeği olacağı zaman bebeğin yaşaması için ihtiyacı olan tek besin annenin göğüslerine dolar, bu sütün göğüslerde depolanabilmesi için kadınların göğüsleri erkeklerinkine göre daha büyük ve etlidir. Kadının narin bedeni ve göğüslerinin estetik olarak güzel kabul edilmesi insan evladının tarihsel, kültürel, sanatsal bir kararıdır. Sanat felsefesinde doğurganlığıyla kadın bir bolluk bereket sembolüdür.

Bu fiziksel özellikler ve getirdiklerinin dışında erkek ve kadın eşit derecede değerli varlıklardır. Zekaları eşittir. Yetenekleri eşittir. Özgürlükleri eşittir. Çalışma hakları eşittir. Feminizme de gerek yok bence. Feminizm, "kadınlar hep ezildiler ama aslında biz de değerliyiz", gibi bir cümle bence. Oysa hep ezildiler kısmını sürekli öne çıkarmanın, onun enerjisini sürekli taşımanın bir alemi yok. Tertemiz bir sayfayla başlamalıyız. Kadın ve erkek farklı fiziksel yaratımlarla, eşit insani değerlere ve haklara sahip varlıklardır'ı anlatmalıyız.

Yine büyük bir mucizedir aşk, aşkın içindeki cinsellik ve bunun sonucunda bir yaşamın, bir canlının dünyaya geliyor oluşu. Karşı cinsin birbirine sevgi ve tutku duyması, birbirlerine sevgi gösterme yöntemi olarak öpüşmek, koklaşmak ve cinsel organların da birleşmesiyle bu sevgiyi yaşamanın sonucunda bir kadın hamile kalır ve dünyaya yeni bir canlı getirirler. Ben yazarken bile hala şaşırıyorum bu mucizeye.

Bu kadar kutsal bir mucizede aşkı ya benimsin ya kara toprağın haline getirene kadar neler yaşadık, hangi ters yollara saptık biz? Birbirini beğenen ve seven iki insanın bedenlerinin birleşmesi anlamına gelen cinselliği bir güç, bir taciz/tecavüz, bir tehdit, bir günah, bir namus haline nasıl getirebildik, büyülenmiş bir şekilde, her seferinde yeniden şaşırarak bunu yaşamak ve şükretmek dururken? Bitmiş bir sevgiyi yaşanmış güzel anılarla sevgiyle serbest bırakarak yeni bir sayfa açmak ve belki başka bir sevgi sonucunda bir can dünyaya getirmek yerine bitmiş bir durumu kabullenemeyip, ilerleyemeyip, beni terkedemezsin diyerek, can almayı tercih etmek noktasına nasıl gelebildik?

Evet biz geldik. Bu suçlu insanları lanetleyerek ve biz böyle değiliz ki, biz mükemmel insanlarız, sen kötüsün, sen geber diyerek iteledikçe, hiçbir şey değişmeyecek. İnsanlık olarak ne yaşanıyorsa sahiplenmek zorundayız. Biz bu hale geldik!

Birkaç gün önce kaybettiğimiz güzel kadının fotoğraflarının, videolarının çarşaf çarşaf paylaşılıp artık bu kadın böyle gülemeyecek, saçları böyle uçuşamayacak gibi duygu sömürüsü cümlelerle isyan cümleleriyle sosyal medyada paylaşılması beni son derece rahatsız  ediyor. O kadının hakkına bir de biz tecavüz ediyormuşuz gibi geliyor. Bugün o kadın, yarın şu kadın, öbür gün bu kadın sembol oluyor. Anılarını yaşatacaksa ailesi yaşatsın, bize sadece ders çıkarmak ve derhal eğitim sistemine eklenmesi gereken konularla ilgili çalışmalar yapmak düşüyor. Yazıklar olsun, lanet olsun, ölsünler, beter olsunlar diyerek duyarlılığımızı gösterdiğimizi düşünmüyorum. 

Derhal eğitim sistemi düzenlensin. Gerekiyorsa bu konuda kurslar, seminerler, sertifika programları, yani klasik eğitime alternatif yollar kullanılsın. İnsanlara sevgi öğretilsin, özgür irade öğretilsin, şiddetsiz iletişim öğretilsin, duygusal ilişki nasıl yaşanır öğretilsin, kadınla erkeğin nerede eşit, nerede farklı olduğu öğretilsin, cinselliğin marjinal bir şey olmadığı, utanılacak bir şey olmadığı, yemek içmek gibi normal bir eylem olduğu, sevgiyle olan bağı anlatılsın.

Vikipedi: Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, bilinen adıyla İstanbul Sözleşmesi, kadına karşı şiddet ve aile içi şiddet konularında temel standartları ve devletlerin bu konudaki yükümlülüklerini belirleyen bir uluslararası insan hakları sözleşmesidir.

İstanbul Sözleşmesi, Yaşatır!

Yorumlar

Popüler Yayınlar